Kristof, başını alıp Batı Hint Adaları’na geldiğinde henüz genç
ve tecrübesizdir. Daha sonraki zamanlarda da pek tecrübe kazandığı söylenemez
gerçi zira Hint Adası sandığı yer, bugünün Amerika'sından başka bir yer
değildir. Üstelik hâlihazırda Amerika, İskandinav Vikingleri tarafından
çok daha evvel keşfedilmiştir.
Yeniden keşfettiğini bile idrak edemediği bu yeni kıtada Kolomb,
yerlilerin "tobaccos" olarak isimlendirdiği ve şifalı olduğuna
inandığı tütün bitkisini tüttürmüş, halinden pek memnun, cebinde bir tomar
tütün ve birkaç kökle geldiği gibi dönmüştür.
Eve gelip ceketini asmış, annesi ona hasretle sarılıp hemen
yaprak sarması yapmak için mutfağa koşmuştur.
Babası Domenico ise Kristof'a aylardır eve gelmediği için bozuk
atmış fakat oğlu gittiğinden beri makarna bile pişirmeyen karısı Susana'nın
pişirdiği şahane yemekleri görünce oğluyla barışmış, ailece mutlu bir akşam
yemeği yemişlerdir.
Her anne gibi meraklı olan Susana, akşam Kristof’un ceketinin
ceplerini karıştırınca minik oğlunun gittiği seyahatlerden kötü alışkanlıklar
edinerek döndüğünü düşündürecek tütünleri bulmuş, ağlayarak konuyu kocasına
açmış, Kristof derhal salona çağrılmış, babası okuduğu gazeteyi sehpanın
üzerine bırakmış ve ayağa kalkıp Kristof'a sıkı bir tokat patlattıktan sonra
kemerini çıkarmaya teşebbüs etmiştir ki Kristof, buldukları o yaprakların tütün
denilen bir bitki olduğunu, babasının tutulduğu verem hastalığının ilacı
olduğunu anlatmış, babası ağlayarak koltuğuna oturmuş ve aile eşrafı küçük
erkek kardeş Bartelemo'nun da katılımıyla ufak çaplı bir ağlama töreni
gerçekleştirmiştir.
İlerleyen günlerde baba Domenico, keyifle tüttürdüğü tütünün hem
de şifa olmasının verdiği mutlulukla oğlunun eve geç gelmelerine, gemi
seyahatlerine hiç ses çıkarmamış bilakis tam destek vermiştir.
İyice şımaran Kristof, kankası olan Fransa Portekiz elçisi Jean
Nicot'a birkaç kök tütün vermiş ve Paris'e götürmesini söylemiş, satılan her
dal sigaradan komisyon alacağını bildirmiştir.
Fakat Jean'ın lakabı “cingöz” olduğu için tütünü aldığı gibi ilk
uçakla Paris'e gitmiş, Kristof'a bir "adios" bile dememiştir.
Versay Sarayı'nın bahçesindeki güllerin arasında derhal tütün
yetiştirmeye başlayan Jean, vurgun olduğu kraliçenin baş ağrıları için her
derde deva diyerek sigaralar sarmış, kraliçenin gönlünde taht, yatağında yastık
kapmıştır. İlerleyen yıllarda tütün, Amiral Walter Raleigh vasıtasıyla
İngiltere'ye gitmiştir.
Bu esnalarda Kristof, Jean'ın ona attığı kazık sebebiyle
bunalıma girmiş, kendisini odasına kapamış, Amerika'yı yeniden keşfettiğinden
habersiz, başarısızlığının iç muhasebesini yaparken aralıksız içtiği sigaralar
yüzünden tutulduğu öksürük krizinde hayatını kaybetmiştir.
Babası kahrolmuş ama elinden hiçbir şey gelmeksizin sevgili
oğlunu toprağa vermiştir. Daha sonra kulaktan kulağa yayılan dedikodu ve tarih
yazıcılarından aslında Kolomb'un gittiği yerin Batı Hint adaları değil, Amerika
olduğunu öğrenmiş, meclisteki milletvekili tanıdıklarını araya sokarak oğlunun
adını tarihe "Amerika'nın kâşifi" olarak yazdırmıştır.
Kısa bir süre sonra baba Domenico da içtiği sigaraların
sponsorluğunda veremden ölmüştür.