11 Şubat 2012 Cumartesi

Midas’ın krallığı ve tam bir muamma olan kulakları


Kral Gordios ölmüştü. Tüm Frig halkı öyle üzülmüş öyle ağlamıştı ki gözyaşlarıyla ülkenin 2 günlük su ihtiyacı karşılanabilirdi. İnsanlar ne yapacaklarını şaşırmış, bazısı delirmiş, bazısı ise daha fazla dayanamayıp intihar etmişti. Çünkü kralın yerine geçecek bir başkası yoktu. Çapulcular kral olmak için savaştıkça ülkenin nüfusu hızla azalıyordu. Kan gövdeyi götürmek üzereydi ki ülkenin ileri gelenleri ve kâhinler bir araya gelip, ne yapacakları konusunda bir karar almaya karar verdiler. Tam da şehrin girişinde durmuş, kendilerine birer tabure çekmiş düşünüyorlardı. İleri gelenler, kâhinlere bel bağlamışlardı, etraf kahve fincanlarından, tarot kartlarından geçilmiyordu. Kâhinlerden biri vardı ki ne konuşuyor ne de yüzünü gösteriyordu. Fakat ortalık öyle bir curcunaydı ki kimse onun bu gizemli halini fark etmiyordu. İşler hiç de istediği gibi gitmiyordu oysa gizemli kâhinin ne planları vardı! Tüm şeytanlar gibi…

Lucifer, son vukuatından sonra bir süre gizlenmek için geldiği Frigya'da kâhin kılığında dolaşıyordu. Bir süre sessizliğini koruma planları, Gordios’un ölümüyle yatmıştı çünkü Lucifer’in bir şeytan olarak şeytanlığına “dur” diyebilmesi, bir meleğin bir insana şeytanlık yapması kadar imkânsızdı. Hele ki şeytanın oğlu Lucifer için…

İleri gelenler ve kâhinler kocaman ve içinden çıkılmaz bir tartışmaya girdiklerinde, ortalıkta hengâme ve laga lugadan başka hiçbir şey olmadığı anda, insanlar birbirlerinin kafasına şarap çanakları fırlatmaya başladıklarında Lucifer, tüm ihtişamıyla kalktı yerinden ve gür sesiyle bağırdı: 

“Susun! Ne bir şeyi çözüyor laflarınız, ne akan kanı durduruyor. Ne de geri getirebiliyor şurada boylu boyunca yatan Yüce Kral Gordios’u! Sözüm şudur ki şehrin kapısından arabasıyla ilk giren ülkenin kralı olacaktır. O adam ki tuttuğunu altın eder.”

Lucifer’in sözleri karşısında herkes gözlerini şehrin kapısına dikti ve engebeli yoldan içeri bir at arabası girdi…

Gerçek adı nedir kimse bilmez ama bilinen adıyla Midas, Telmesos’tan bu yana at arabasıyla günlerce yol almıştı ve bir hayli yorgundu. 

Çirkin kulakları ve tipsizliği nedeniyle ne yaşlı annesi ne orman işçisi babası onu severdi. Midas, kulaklarından öyle utanırdı ki kafasına her daim bir serpuş takarak gezerdi. Çirkinliğini gizleyerek biraz olsun anne ve babasından sevgi görmeyi umsa da umduğunu bulamamıştı hiçbir zaman. Onlar Midas’a her zaman kötü davranırlar ve onu köle gibi kullanırlardı.

Oysa o kadar iyi bir kalbi ve o çirkin kafasının içinde, anne ve babasının göremediği öyle iyi çalışan bir beyni vardı ki…
Ama ne kadar zeki olsa da Midas çok saftı. Ve Lucifer bunu bilmekteydi. Tıpkı Kral Yolu’ndan geçip, Gordion’un kapısından ilk girecek olan kişinin Midas olduğunu bildiği gibi.

Midas, Gordion’dan içeri girdiği an Lucifer arabayı durdurdu ve Midas’a elini uzatarak onu aşağı indirirken dokunduğunu altına çevirme yeteneğini de verdi. Üstelik bu yeteneği sadece dilediği zamanlarda kullanabilecek böylece yediği içtiği altın olmayacaktı. 
Lucifer mikrofonik sesiyle bağırdı;
“İşte Kralınız Midas! Önünde eğilin ve saygı duyun ona şimdi. Şehrimizin bereketi ve refahımız O’ndandır bundan kelli!”

Midas şaşkındı, olan bitene anlam veremiyordu. Anne ve babası “Ahhh oğlumuz! Biliyorduk, bir gün kral olacağını biliyorduk!” diyerek oğullarına sarıldılar.

Lucifer’in kehanetinde bulunamadığı ve ona inanmadığı için kıskançlık krizine giren kâhinlerden biri çıktı ve bağırdı:

“Tüm sefilliğiyle girip kapıdan, üstelik hiç de utanmayan kafasındaki rezil serpuştan, aptal aptal bize bakan bu adam mı Midas? O mu kralımız? O mu yönetecek Yüce Gordios’tan sonra bu asil ülkeyi? Söyleyin ey azizler! Gordios’un kemikleri hiç mi sızlamaz? Peki ya sizin kalbiniz? Bu kâhin kim oluyor da bu sefil adamı kral ilan ediyor?”

Galeyana gelmeye son derece hevesli olan topluluktan sesler yükselmeye başladı. Yükselen seslerin tüm şiddetine rağmen aralarından tiz olan biri, parlamayı başardı:

"Kehanetini göstersin de inanalım o zaman!"

Lucifer, yeri asasıyla yardı. Bir ateş topunun içinde, dünyanın taa merkezinden bir taç çıkardı. Demir olan taç soğuyunca Midas’tan ona dokunmasını istedi. Midas, taca dokundu ve taç altına dönüştü. Artık kral Midas’tı. Midas, Kral Midas’tı. Kıskanç kâhin şehirden sürüldü ve sevinçle galeyana gelen halk, geceler boyu yeni krallarının gelişini kutladı.

En çok da Lucifer eğlendi. Üstelik onun için eğlence daha yeni başlıyordu. Daha birçok iğrenç ve çirkin oyunlar oynayacaktı zavallı ve eşek kulaklı Midas’ın üzerinde…


Lucifer, Midas’ın anne ve babasına gıcık oluyordu çünkü onlar da Midas’ı kullanıyorlardı. Oysaki Lucifer, ortaklardan hiç hoşlanmazdı. Bu yüzden onlardan kurtulması gerekiyordu.

Kötülük ve şeytanlık birbirine kardeş kadar benzer ama ikiz değildirler ve onları ayıran bazı özellikler vardır. Bunlardan biri şudur; şeytan, uzun vadeli plan yapar.

Midas ve anne babası bir gün ormanda geziyorlardı ve Midas, anne babasının isteği üzerine ormandaki ağaçlara dokunup, onları altına çeviriyordu. Anne babası bu mucizevî (?) olayın üzerine sevinç çığlıkları atıyor “Işıl ışıl oldu valla ortalık, aferin sana Midas, ellerin dert görmesin! Nasıl da muhteşem bir kral yetiştirdik!” diye oğullarıyla övünüyorlardı. Aslında övünmüyorlardı, daha çok isteklerini yerine getirmeye devam etmesi için Midas’ın gönlünü hoş tutup ona gaz veriyorlardı.

Lucifer, bu mutlu aile tablosunu görünce midesi bulandı ve sinirinden ne yapacağını şaşırdı. Sonra uzakta otlayan boğaları gördü ve bir takım lanetli sözcükler söyleyip, onları Midas’ın anne ve babasının üzerine yolladı. Bugün köpeklere “tu kıs kıs!” diyerek kedilerin üzerine saldırtan tüm aşağılık insanlar, Lucifer’in bu yöntemini kullanır.

Midas’ın anne ve babası, işte bu boğa saldırısında can verdiler. Hem de Midas’ın gözlerinin önünde. Midas’ın sonuna kadar açılan gözleri, üzüntüden dolup taştı. Dizlerinin üzerine çöktü, başını önüne eğdi, kalpağı düştü başından. Eşek kulakları açığa çıkmış bir halde hüngür hüngür ağlamaya başladı. Yıllar sonra hayali gerçek olmuş, anne babası onunla gurur duyup ve ona iyi davranmışlardı ki ölüm ayırdı onları.

Lucifer, hızla koşup yanına geldi Midas’ın.

“Midas! Neyin var? Niçin ağlıyorsun öyle böğürerek? Yoksa kötü bir şey mi oldu? Aman Allahım! Bu kulaklar da ne? Eşek kulağı gibi! Yoksa bu yüzden mi ağlıyorsun? Konuşsana Midas!”

Midas, başını kaldırdı ve Lucifer’e kötü kötü baktı. Öyle kötü baktı ki Lucifer o gözlerde tanrının lanetini görüp, kafasını çevirdi.
“Niçin öyle bakıyorsun? Ben bir fenalık mı yaptım sana?”

Midas, anlamıştı olan biteni ve anne babasını öldürenin Lucifer olduğunu. Ne kadar bilmese de Lucifer’in bir şeytan olduğunu.

Lucifer, Midas’a diş bilemeye başladı bu sefer. Planlarının açığa çıkmasından da hiç hoşlanmazdı çünkü. Akşam Midas’ın huzuruna çıktı ve “Sizi kıracak, üzecek bir şey mi yaptım? Niçin bana öyle baktınız bugün? Kaybınız için çok ama çok üzgünüm. Anne ve babanızı öldüren o boğayı aldım ve bir ahıra kilitledim. Dilediğiniz zaman emredin, şehrin meydanında vuralım kafasını.” dedi.

Midas, yüzüne bile bakmadı Lucifer’in. “Bir süre seni görmesin gözüm, kaybol.” diyip, kovdu onu. Lucifer koşup, Midas’ın eteklerine sarıldı.

“Lütfen efendim! Beni uzaklaştırmayın kendinizden. Benden size nasıl bir kötülük gelebilir ki? Ben sizi bu ülkeye kral yaptım. Ne çabuk unuttunuz? Benden bu kadar çabuk mu vazgeçeceksiniz?”

Midas tek kelime etmeden onu alnından parmağıyla iterek, kendinden uzaklaştırırken Lucifer, Midas’ın elini yakaladı ve gözlerine baktı. Ona verdiği yeteneği bir lanete çevirmişti. Artık tuttuğu her şey altın olacaktı.


Midas, o günden sonra birçok şeyi yapamaz oldu. En ufak işi için bile birilerinden yardım alması gerekiyordu. Üstelik kimse eşek kulaklarını görmesin diye kendi kestiği saç ve sakalları için bir berberden yardım almak zorundaydı. Sağ kolunu çağırdı ve ona ülkenin en güvenilir ve ağzı sıkı berberini bulup, getirmesini emretti. Berber Midas’ın huzuruna çıkmadan önce ağzını açıp da tek kelime etmesi halinde olabilecekler hakkında birçok uyarı almıştı. Tek kelime konuşmadan kesti Midas’ın saçını sakalını ve dışarı çıktı.

Midas, bu lanetin ağırlığından günden güne sarsılıyordu ama gidebileceği bir psikolog yoktu. O da ülkenin en iyi büyücü ve kâhinlerini huzuruna çağırdı. Bu lanetten nasıl kurtulacağını sordu onlara. Hepsi bir ağızdan konuşmaya başladılar. Konuşuyor, tartışıyor, tıpkı Gordios’un öldüğü gün yaptıkları gibi hiçbir çözüm üretmeden laga luga yapıp duruyorlardı. Midas, hepsiyle tek tek görüşmeye karar verdi. Huzuruna çıkan ilk kâhine bu lanetten nasıl kurtulacağını sordu. Kâhin “Aaa Kralım! Yalnız bu lanet bozulmaz, çok güçlü.” diyince elini kafasına koyduğu gibi kâhini altına çevirdi. Muhafızlar, altına dönüşmüş bedeni kenara çektiler ve sıradaki kâhini Midas’ın huzuruna davet ettiler. Gelen her kâhin, aynı şeyi söylüyor, Midas da onlara önceden altına dönüşen kâhinleri gösterip, sonra da onları altına çeviriyordu.
Böylece yüzünde çeşitli şaşkınlık ve dehşet ifadeleri bulunan sayısız altın heykele sahip oldu. Michelangelo bu heykelleri görseydi, heykeltıraş olmayı hayal bile etmezdi.


Böylece ülkede ne bir büyücü ne bir kâhin kaldı. O gün davet edilmeyenler de zaten bu olayı duyunca esnaf ve zanaatkârlık gibi yeni meslekler edinip, hayatlarına sessiz sakin devam etmeyi tercih ettiler.

Midas, bu lanete bir çözüm bulamayınca kendini işine verdi ve iyice hırslı bir kral olup, çıktı. Ülkesinin dört bir yanını kalelerle sardı. İçişlerine ve yüzyıllarca kimsenin çözemediği vergi sorunlarına eşsiz çözümler bularak, ülkesinin refah ve huzur düzeyini göklere çıkardı. İmrenilesi bir ülke yarattı.


Bu arada berberiyle arasındaki sır, dedikoduyu seven ülke vatandaşlarından biri olması sebebiyle berberde bir sorun haline geldi. Birine Midas’ın eşek kulaklarından bahsetmek istiyordu ama çok önceden aldığı tehditler aklına geldikçe tırsıyor ve susuyordu. Fakat bu taşıyamadığı sır da kendisini yavaş yavaş öldürüyordu. Bir gece yalnız başına ormanda dolaşmaya çıktı ve Lucifer’le karşılaştı. Lucifer’i hayatında ilk kez gören berber, biraz tırsarak selam verdi. Lucifer, berbere bakıp “Hayrola bir derdin mi var? Niçin bir başına gecenin bir körü ormanda dolanıyorsun?” diye sordu.
Berber “Var, evet. Bildiğim bir şey var ama kimseye söyleyemiyorum. Delirmek üzereyim!”
Lucifer “öyleyse şu çukura söyle derdini de rahatla.” dedi. 

Berbere çok mantıklı görünmüştü bu çözüm. Hemen eğilip, çukura bağırdı.

"Midas’ın kulakları eşek kulaklarıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı!"

Lucifer’in şeytanlığını kullanarak açtığı çukurdan ses, tüm ülkeye yayıldı ve defalarca yankılandı. Öyle ki bu gelenek Anadolu köylerinde vefat haberlerinin birden fazla kez tekrarlanması şeklinde devam edecekti.


Berber ne yapacağını şaşırdı. Lucifer, şeytani kahkahalar atıyordu. Çünkü Lucifer bir şeytandı. Berber kaçtı ama Midas’ın ülkesinde geldiğimiz günde FBI’da bile olmayan güvenlik güçleri vardı ve derhal onu buldular.

Midas, geleneği olduğu gibi onu da şehrin meydanında bir kulübeye hapsetti. Farz-ı misal, anne babasını öldüren boğa da buradaydı. Fakat anne babasının asıl katili Lucifer, kayıplara karışmıştı.


Midas’ın sağ kolu, bir gün Midas çok karmaşık devlet işleriyle uğraşmayı bitirip “Ne kadar da muhteşem ve zapt edilmesi imkânsız bir şehir yarattım…” diye makamındaki camdan dışarı ellerini arkada bağlamış şekilde bakarak gururlanırken, içeri girdi.

-Efendim, Lucifer’i bulmakta bize yardım edebilecek bir kâhin var.

-Hayır, sağ kolum! Artık üfürükçülere, hacı hocalara inanmıyorum. Benim için varsa yoksa müspet ilim bundan sonra!

-Ama efendim, bu çok başka, sahiden işinin erbabı. Hem siz dokunduğunu altına çeviren halinizle müspet ilimlere mi inanıyorsunuz allaşkınıza?
Gelin, bir de şunu deneyelim. Ne olacak? En fazla gelecek nesillere bir tane daha altın insan heykeli bırakmış oluruz.

-Haklı olabilirsin. Eh iyi madem, gelsin bakalım…

-Tabii efendim, kapının önünde bekliyordu zaten. Hemen huzurunuza çağırayım.

Sağ kol, Midas’a arkasını dönmeden, hafif öne eğilerek saygıyla çekildi ve kapıda kâhinden komisyonunu alıp, çıktı.

Kâhin, henüz Midas hiçbir şey sormadan Lucifer’i öldürmenin imkânsız olduğunu ancak bir başka bedene hapsederek ondan kurtulmanın mümkün olduğunu ve bu büyü için çok sağlam bir bağlayıcı kullanılması gerektiğini anlattı.


Midas, adamlarını saldı ve 10 gün içinde Lucifer bulundu. Midas, atından indi ve Lucifer’in yanına giderek, onu affettiğini, ülkeye dönüp, eski günlerdeki gibi mutlu mesut yaşayabileceğini söyledi.

Lucifer, eski eğlencesi Midas’a kavuştuğuna öyle sevindi ki gözleri doldu. Midas’ın boynuna sarılıp, uzunca bir süre ağladı. Lucifer, o zamanlar tecrübesiz ve küçük bir şeytandı. Kendi avı tarafından avlanmış, küçük bir şeytan…


Midas, Lucifer’i atının terkisine attığı gibi Frigya sınırlarına geri döndü ve Gordion meydanında hazır ve nazır bekleyen kâhinin önüne Lucifer’i fırlattı.
Lucifer, oyuna geldiğini anladığında çok geçti çünkü çoktan Midas’ın anne ve babasını öldüren boğanın bedenine hapsedilmişti. 

Kâhin, Midas’ın emri ve Gordion’un ihtişamlı kalelerine olan güveniyle büyüyü şehrin yıkılmasına bağladı. Yani ancak şehir yıkılırsa büyü bozulacak, Lucifer de serbest kalacaktı.
Midas, Lucifer boğanın bedenine hapsolunca kılıcını çekti ve kâhinin gırtlağına dayanıp, bağırdı:

“Ülkemde tek bir büyücü istemiyorum! İşin bittiğine göre sen de öleceksin kahin.”

Kahin öldürüleceğini anlayınca son büyüsünü yaptı ve Frigya’yı lanetledi.

“Göreceksin Midas, bu ülke ve görkemli Gordion viran olacak, bu büyü de bozulacak. Ve sen Midas, beni öldürdüğüne pişman olacaksın.”

Midas kılıcını vurdu ve kâhinin kafasını uçurdu.


Bundan sonraki yıllarda Frigya’da inanılmaz bir huzur hâkim oldu. Yalnızca ufak tefek de olsa büyü denemeleri yapanlarla Midas’ın eşek kulaklarının dedikodusunu yapan vatandaşlar idam ediliyordu, o kadar. Midas, ülkesine bakıp, krallığıyla gurur duyuyordu.


Aynı anda Kimmerya’da bir arı baskını oluyor ve arıdan çok korkan Kimmerler, bugünkü İran’dan Frigya’ya dek arılardan kaçarken tozu dumana, Anadolu insanlarını önlerine katarak çoğalıyor ve hızla geliyorlardı. Frigya’ya girdiklerinde peşlerinde tek bir arı kalmamasına rağmen hasbelkader bir baskına başlamaları onları korkusuz birer savaşçı, Gordion’u viran bir şehir, Midas’ı yitik bir kral yapıyordu.


Harap olmuş şehrinde avare dolaşan Midas, Gordion meydanında hapsedildiği ahırdan kaçan boğa bedenine hapsedilmiş Lucifer’i gördü ve boğazını kesti. Kanını içip, intihar edecekti ki Gordion’un yıkılmasıyla serbest kalan Lucifer’in ruhu, bir Kimmer savaşçısının bedenine girdi. Lucifer, zehirlenip, ölmeyi bekleyen Midas’ın kafasına sert bir cisimle vurarak onu öldürdü.


Lucifer, Kimmerlerin Anadolu’da hakim olduğu yıllar boyunca Midas’ın eşek kulaklarıyla ilgili hikayeler anlatarak Midas’ı rezil etti ve bu hikayenin günümüze kadar ulaşmasını sağladı.