bulunduğu yeri bırakıp giden bir adam vardı.
çeşitli sebeplerden. hiçbiri tek başına geçerli bir sebep gibi görünmüyordu kimseye. ama bir araya geldiklerinde, adama bavulunu toplatmıştı.
biri "sırf küvete ayaklarını boylu boyunca uzatamadığın için gidemezsin,
başka bir eve taşın" demişti. diğeri de "güneşin doğduğu saati beğenmemek de neymiş!?" demişti.
eski sevgilisiyse "aptal ve çaresiz" olduğunu.
herkesin fazlaca şey söylediği bir terk edip gitme haliydi bu.
adamınsa endişeleri vardı. şöyle şeylerdi onlar;
1. evdeki ejderhasını kime emanet edecekti?
2. öylece bırakıp giderse, ejderha bir noktada çileden çıkıp evi yakmaz mıydı?
3. ejderha evi yakarsa, depozitosunu alabilecek miydi?
4. diğer sorunlar.
5. hızlı karar aldığı için aklına gelmeyen diğer şeyler.
böylece, henüz bebek denebilecek ejderha da onunla geleceğini söyledi.
fakat hava yolu şirketi, ağzından ateş saçan bir varlığın, pilotun dikkatini dağıtabileceğini ve bunun da çok uğraşarak tavladığı hostesin sinirlerini bozup ondan ayrılmasına sebep olabileceğini söyledi.
ejderha uçmaktan müthiş derecede korkardı ve adamın sırtına binme planı da böylece iptal olmuş oldu. bunun yerine ejderhayla bir araba kiraladılar ve durmaksızın güneye gittiler.
yolda çalan şarkı
rodriguez - jane s piddy
ejderha, adama gayet hoş olan son sevgilisinden niçin ayrıldığını sordu.
halbuki kız ondan ayrılmıştı ve sebebi de instagram'da bir tane bile birlikte fotoğraflarını paylaşmamış olmasıydı. ejderha ayrılığın zor bir şey olduğunu ve ailesinden ilk ayrıldığında epey üzüldüğünü ağlayarak anlattı. gözyaşları dev birer su topu olduğu için arkalarındaki arabalar biraz hasarlansa da ejderhadan korktukları için kimse polisi ya da sigorta şirketini aramadı.
böylece epey güneye geldiklerinde adam "annemi ve babamı ziyaret edelim" dedi.
annesi ejderhanın kesinlikle içeri giremeyeceğini, muhtemelen pireli olduğunu ve eve hayvan getirmemek konusunda 25 sene önce anlaştıklarını söylemişti.
babası oğlunu gördüğüne çok mutlu oldu ve hatta mutluluktan birkaç komşusunu ayak bileklerine yakın noktalardan vurdu. adamın babasının karısı ve öyle sanıyorum ki adamın öz annesi olan kadın telefon açıp birkaç ambulans çağırdı ve bağrışları duymamak için içeri girdi çünkü migreninin tutmasını istemiyordu. baba olan, bu duruma bozuldu ve komşuluğun öldüğünü söyledi. o da kasaba meydanına doğru yürüdü ve üstelik pantolonunu bile giymemişti. bunun yerine birinin bahçesindeki çamaşır ipine uzandı ve eline geçen ilk şeyi üstüne geçirdi. ki bu bir etekti.
ejderhaysa yakınlardaki birkaç eski arkadaşı görmek istediğini söyledi.
adam onun arkadaş edinmiş olmak için fazla küçük olduğunu söylediyse de ejderha ağzından "yalvaran eller" ateşli emojisi çıkararak adamı ikna etti.
adam havaya baktı ve güzel buldu. daha önce hiç yapmamış olsa da bu havanın çadır kurmak için birebir olduğunu sesli olarak söyledi. köşedeki ağacın tepesinde oturmuş elma yiyerek kitap okuyan bir kadın ona "aptal" der gibi baktı. adam da ona, yukarıdan bir elma atıp atamayacağını sordu. kadın ona bir elma kopardı ve epey uzağa attı.
adam ormana gitti ve ışık huzmelerinin çok güzel olduğunu düşündüğü bir yere çadır kurdu.
çadıra girince derhal uykusu geldi. ertesi gün ve daha ertesi gün ve hatta onu takip eden günlerde kimse adamı ya da çadırı bulamadı. ejderhayı bir kumarhane baskınında içeri almışlardı ama o da dahil kimse adamın nerede olduğunu bilmiyordu. hatta düşününce adamın varlığından bile şüphelenmeye başladılar. bu düşünce onlara korku ve rahatsızlık verdi. bunun yerine ona bir anma köşesi ve hayali bir cenaze düzenlediler. o gün herkes sağda solda adamın fotoğraflarını paylaştı ve altına onu ne kadar da çok sevdiklerini ve özlediklerini üstelik şimdi cennette olduğunu yazdılar. daha sonraysa her şeyi unutmaya koyuldular. ki bu pek zor olmadı.
adam çadırda uyandığı gün, başka bir yerde olduğunu fark etti.
tilkilerin iki ayaklarının üstünde yürüyebildikleri ve ara sıra gazete okudukları bir yerdi burası.
başbakanları gelişmiş bir iphone'du. adamın burada tanıdığı tek bir kişi bile yoktu.
çadırdan çıkıp kendine yapacak bir şey aramak için yürüdüğünde fark etti, hafiflemişti ve daha dik yürüyordu. sanırım biraz kilo verdim demişti.