27 Mayıs 2017 Cumartesi

Domestik Delirmeler


Eciş bücüş güzellik sırları

Eda 21 yaşında bir mankendir ve kafadan 58 sayfa basılan dev gazetelerin en en arka sayfasında, Eda hakkında (bir sigara paketi büyüklüğündeki bir kutuda) bir haber çıkar.

Haberin başlığı bu -> "Elma yer gibi domates yiyorum!"dur.
Kutunun geri kalan minik boşluğunda, başlıktan çok da fazlasını içermeyen, güzellik abidesi oluşunu domatese borçlu olduğu yazıyordur.

Sinem vardır. Pazar kahvaltısı yapıyordur bu haberi birkaç yüz kişiyle (mesela 203 filan) aynı anda okurken. Karşısında o anda eşi beyefendi vardır. Sinem haberi görünce ağlamaya başlar ama eş bey bunu farketmez. Birden "YA TEKİN BAKSANA KARIN BURDA AĞLIO AĞLIO YHAA NE BİÇİM DUYARSIZSIN YHAAA" diye bir ses duyulur. Tekin hemen ayağa fırlar. Ağlayan ve bağıran kadınlar, onu teyze ve annesiyle yaşadığı çocukluk travması sebebiyle ayağa fırlatmıştır. Hemen koşar ve aslında sakince ağlarken, Şule arkadaşının gazına gelip bağırarak ağlamaya başlayan eşi Sinem'e sarılır. Sinem, Şule'yle orta birden beri arkadaştır ve Sinem resmen ortalama güzeldir.

Gece olur.
"Nasılsa gece birbirimizden sıkılırsak açık açık söylüyoruz, o zaman yatağımız da büyük olsun da sıkılan diğer uca kaçsın"dan yola çıkıp #Sinem&TekinEvleniyor çiftinin yatak odasına gelen yatakta Sinem, Tekin'in omzuna yaslanmış, yarı yatar yarı oturur pozisyonda düşünüyordur.*

*Düşüncesi "Acaba bugün gazetedeki sigara paketi içi haberi okurken neden ağlamaya başladığımı Tekin'e anlatsam mı?"dır.

Tekin'e döner. Tekin hemen ama belli etmeden ufak bir korku yaşar. Bu da annesiyle yaşadığı travmadan kalma bir korkudur.* Tekin, Sinem'e bakarak tek gözünü kısıp, bir şey soracağı sinyalini vere vere (gönülden) düşünür.**

*Korkunun sebebi travması, annesi ağlarken, neden ağladığını sormazsa, Tekin'e 3 gün sebepsiz küsmesidir.
**Düşüncesi, hikayede anlatıldığı gibi açıktır. "Bir şey sorsam mı diye düşünüyorum, sana da belli ediyorum ki, vazgeçersem, sen ısrar ettiğin için sorayım."

Böylece Sinem, Tekin'e neden bugün gazetenin en en son sayfasındaki lolipop haberleri okurken ağladığını anlatmaya karar verir.* Pozisyonunu değiştirir ve orta birdeyken Eda'yla sıklıkla yaptıkları yatakta oturup boş boş konuşma günlerindeki gibi bağdaş kurar. Tekin de orta bire giden bir kızın odasına, haber yapmak için misafir olmuş SHOW haber muhabiri gibi, amatör ve yalan dolan bir samimiyetle bağdaşa eşlik eder.

*Sinem'in anlatmaya karar verdiği konu:
Sinem ve Eda orta bire giderken ve bağdaş yaygınken olanlar.

Kızlar otururken fal bakmaya karar verirler ve Sinem kahvenin bıraktığı izleri takip etmeye bile gerek duymadan uydura uydura Eda'nın hoşlandığı çocukla kesin ama kesin, yüzde bi milyon, sevgili olacaklarını söyler. Tam o sırada dolabın kapağı açılır ve Sinem'in çocukluğu boyunca çok ama çok korktuğu canavar içeri girer. Hemen bir konuşma yapmaya karar verir. Bu arada kızlar çığlık atmıştır bile. Ama anne babalar ve küçük kardeşler evde değildir, ev de ne hikmetse müstakildir.

Canavar beyefendinin konuşması:

Sen çocukken çok akıllı uslu çocuktun Sinem. Gece gelip seni korkutmak istemediğimden, şu yaşlı başlı halimle, bu cüce dolapta bekledim durdum.
Ama bakıyorum da değişmişsin. Canım pek istemezdi gerçi de, sana trip yapmak zorundayım. Yalan söylemek, hele de yakın arkadaşın Eda'ya yalan söylemek sana yakışmıyor. Hem de hiç. Şimdi mecburen idari adaleti sağlayacağım ve canavar idaremle, senin için hazırladığım usluluk ödülünü Eda'ya vereceğim!

(Canavar nedense Sailor Moon* kostümüyledir.)
*eternal sailor moon




Bu bir dilek hakkıdır. Eda bu dilek hakkını aşırı aşırı güzel olmayı isteyerek kullanmayı talep eder. Canavar, "aşırı aşırı" değil de "aşırı güzel" olursa ok ama "aşırı aşırı güzel"de ısrar ediyorsa bir de kusur vermek zorunda olduğunu söyler. Eda, katolik aile kızı gibi bir şeydir. Sinem'in ona yalan söylemesi onu inanılmaz bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu aşırılıkla intikam almak ister ve ısrar eder.

Canavar bu ısrarı kıramaz. Hem kibar hem adildir, bunun için de kusurun ne olması gerektiğine Sinem'in karar vermesi koşulu olduğunu bildirir. Eda'nın "nedenmiş nedenmiş ağlamaları arasında Sinem aceleyle "Hayat boyu sadece domates yiyebilsin!" diye bağırır. Canavar büyüsünü yapar ve Bodrum'a bir yazlığın dolabındaki emeklilik evine gider.

Eda aynaya bakar, aşırı aşırı güzeldir ve canı inanılmaz derecede domates çekiyordur. Eve gider ve domates yer. Sinem'le artık bi daha da konuşmaz. Zaten çok güzel ve popülerdir. Sinem'se o zaman da ortalama güzeldir ve popüler değildir. Neyse ki okulda Amerikan futbolu takımı vardır da Eda kaptanın sevgilisi olur.

Sinem ve Tekin'in bağdaş kurduğu yatağa dönülür. Sinem ağlamaya devam ederken Tekin, artık daha fazla bağdaş kuramaz ve karısına sarılır. Sinem "Arkadaşıma bunu nasıl yaparım!!!!" diye ağlıyordur. Çok ağlar ama yazık kıza.

Tekin sarılır ama yine de aklına takılan bir şey vardır. Sormaya* karar verir. İçinden üç kere Selana der ve tüm cesaretini toplar. Bunu çok da küçük sayılmayacak bir yaştayken izlediği diziden alışkanlık edinmiştir.

*Soru "Tamam da bu kadar dandik bir şey için çok fazla ağlamadın mı?"dır. 

Sinem bu soru karşısında önce şok olur sonra da banyoya gidip gebelik testi yapar ve hamiledir! Tekin ve Sinem hemen sarılır. Bu defa ikisi de ağlar. Neden ağlandığını sorgulayacak bir kişi bile kalmamıştır. Bu soru bir yük olamanın verdiği ağırlıkla yere düşer. Çiftin yatak odasının yerinde koca bir delik oluşur, alt katın salonundaki kanepede ise koca bir çukur. Alt kattaki yaşlı çift, gençlerin hevesini bozmak istemez ve tebrik ederek mutluluk zincirine katılırlar.

Tebrik mesajı:
Sağlıklı ve mutlu büyümesi dileğiyle...
Tebrikler. 

Tuğrul&Suzan
Alt komşularınız. 

Sonra*

*Günlerin ilerleyişinin getirdikleri

Tekin başlarda baba olacak olmanın heyecanını doruklarda yaşamaktan, Eda'yı araştırmayı akıl edemez. Sonra akıl eder ama. E yani yuh, o kadar da heyecanlı  değildir Tekin. Böylece bir Eda takıntısı* edinir.

*Selena gibi düşünülebilir.

"


Tekin Eda'nın en büyük fanı olur ve tüm sosyal medyalardan sıkı takibe alır. Adeta dedektif olmuş, iç güdüsel şekilde kahve içişinde yüksek bir artış görülmüştür.


                                                                                     Taksim Acıbadem Hastanesi. "



Tekin, sonunda Eda'ya ulaşır. Sonuçta kolay değil Eda'ya ulaşmak. Eda hatrı sayılır bir ünlü. (Semi filan diyil yani.) Ve ulaştığı gibi birlikte bir maceraya* atılmayı teklif eder. Eda kabul eder. #Tekin&EdaMacerayaAtılıyor

*Macera: Sailor Moon kostümü giyen canavarı bulmak ve büyüyü bozarak Sinem'in içini hafifletmek. Böylece çocuğun sağlıklı ve mutlu doğması.

Tekin ve Eda canavarı bulunca, canavar başlangıçta olayı tam da anlayamaz. Sonra sağır olduğunu anlarlar. Canavar nedense sessiz film oynar gibi anlatmalarını isteyince anlatırlar. Canavar Eda'ya emin olup olmadığını sorduğunda Eda emindir resmen. Son bir kez düşünür ama: domates alerjisi...

Evet!
#SheSaidYes

Pazar sabahı, bahçede kahvaltı edilirken, gazetenin alt manşetinde, yine Eda vardır. Sigara kutusundan filan büyük bir haber:

"Arkadaşı için güzelliğinden vazgeçti!" 

Bu kez uzun uzun bir röportaj. Birkaç bin kişi aynı anda (405 bin kişi filan) bu haberi okur. Eda, Sinem, Tekin ve Allah'ın analı babalı büyüttüğü Deniz, kahvaltı ediyordur. Gözyaşları masadaki büyüklerin gözlerinden akmakta. Deniz anlar mı nedenini? Anlamaz. 

Bir an için merak eder ama bahçedeki top, çocuktan bütün merakını çalarak onu havaya çevirip içine çeker. Çocuk için cazip hale gelir. Deniz mutluluk hormonu basılmış koşuşuyla topla oynamaya başlar. Sinem ona düşünerek bakar, bakarak düşünür. *

*Düşünce "Ne vefasız bir çocuk! Sağlıklı ve mutlu doğması için yapılan onca fedakarlık karşısında dökülen gözyaşlarına dönüp de bakmıyor bile."dir.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

kendini haddinden fazla önemseyenler derneği ve cia, fbi, nypd filan

Ben Ankara Üniversitesi'nde okudum. İletişim Fakültesi, eski adıyla Basın Yayın Yüksek Okulu, Mülkiye'den kopup var olmuş, son derece komünist, sosyalist, feminist ve sonu ist'le biten birçok niteliğe sahip bir okuldu. Öğrenciler de bir o kadar komünist, sosyalist, feministti. Kimseye zararı dokunmayan çok insanın başına deli deli, üzücü hatta kahredici işler geldi. Sonra zaten her şey kopup gitti. Faşist haller önü alınamaz bir hal aldı. Okulda tanıdığım hiçbir öğrencinin kalmamasıyla eş zamanlı bir hızda, okulda tanıdığım hiçbir hoca da kalmadı neredeyse.

O dönem dava peşinde koşan çok tanıdığım, polis tarafından takip edilirdi. Sivil polisti bunlar tabii. Takip edilenler gerçekçi bir paranoyayla yolda yürürken arkalarına bakar, telefonla her kelimeyi seçe seçe konuşurdu. Elbet Türkün polisi, öyle karizmatik, röntgen camlı siyah minibüslerle beklemezdi köşe başlarında. Aslında lanet olasıca federallerden şehirler, eyaletler, kıtalar ve okyanuslar boyu uzaktaydılar her anlamda. Türkiye'deki toplam sekiz, sayıyla (8) tane filan olan sosyaliste karşı, karşı konulamaz birer önlemdi onlar.

Sonra hatta önce ve sonra yine, bu paranoya IKEA Lack sehpa kadar yaygın oldu. Her SES grubundan insanın evine rahatlıkla girdi, çıkmadı. Kameralara bantlar yapıştı, onlar da çıkmadı.
Bu olayın en büyük tetikçisi olan fotoğrafı hatırlayalım.


-Flash TV telifli kırmızı yuvarlaklarla görseli şenlendiren kişiye özel teşekkür-


Zuckerberg'in kamerasına yapıştırılmış o masum, küçük seloteyp herkeste bir "bu adam bunu yapıyorsa CIA, FBI filan hep bizi izliyor demektir" düşüncesi hakim oldu.

Bu düşünce akımına dahil olmayışımın sebebi, hayatımın gidişatını izlemekle yetiniyor oluşumla aynıydı: kendimin önemli bir bok olduğunu düşünmemem. Neydi ki endişesi bu insanların? Neden izlenmeye değer, devletlere korku salacak işler peşinde koşan kişiler gibi görmüşlerdi kendilerini?
hdfilmcehennemi'nden film izlerken pijamalarının yırtığından mahrem yerlerinin görünmesi mi korkutuyordu onları? Yoksa feyste felan takılırken burunlarını karıştırıyorlardı da CIA'ye ayıp olmasın diye kamerayı mı bantlamışlardı?

Birileri, birileri dediğim lanet olasıca federaller, evlerini basıp "hey dostum sen az önce o filmi izlerken dişinde kalan maydanozu elinle mi çıkardın?" diyecek ve kelepçe takarken konuşmama hakkına sahip olduklarını mı ekleyeceklerdi yani? Yoksa günümüzün en tatlı hastalıklarından biri olan kendini haddinden fazla önemseme hastalığının farklı vücutlarda farklı formlarda hayat buluşu muydu bu durum? Cevap veriyorum; B.

Instagram'ın havalı, Facebook'un yaşlı ve olgun, Twitter'ın entelektüel ve siyasi yapısı içinde ün yapmış kişiler kadar "takibe takip"çiler "ne kadar arkadaş o kadar like"çılar da ünlü hayatı yaşıyor ne hoş ki. Ne de çılgın herkes bugün yine. Köpeğini alıp saat 6'da koşuya çıkanlar mı dersin, acayip ünlü simalarla yemeğe çıkanlar mı dersin, sevgilisiyle çok büyük ve görülmemiş aşk yaşayanlar mı dersin, yoksa dakka başı çıktığı yurt dışı tatillerinde çılgın partilere katılanlar mı dersin? Söyle canım ne dersin?

Şöyle sormak gerek belki: ne densin istiyoruz? Deli? Çok kafa? Gamsız feat vicdansız? Aklına eseni estiği gibi yapan aşırı süper kişilik sahibi? Hepsi olur. Ne dense doğru olur. Evet çünkü deli oluşumuz çok doğru. Düşününce ya da düşünmeyi bırakıp sağıma soluma bakınca "deli" denmeyecek tek bir akıllı göremiyor oluşumla rasyonalize edebiliyorum bunu. Deneyin siz de edeceksiniz ve farkı göreceksiniz. Fark, sandığımız değil, yüzümüze söylense kabul edemeyeceğimiz bir delilik türüne sahip oluşumuzda. Çok zaman patolojik zaman zaman manik vakalar oluşumuzda. Ayan beyan gerçekliğimizi göremiyor oluşumuzda. Çılgın olduğumuzu sanırken sabah 9 akşam 6 (bazen çok daha geç saatlere kadar) çalışıyor oluşumuzda ve daha birçok yerde.


Bir dahaki yazıda görüşmek üzere.

Bir dahaki yazı: sinemanın suçlu yaratma örgütlenmesi: sırf geç saatlerde ortalıkta dolanıyor diye apartman görevlisinin seri katil olduğunu düşünmeye teşne oluşum.