22 Aralık 2014 Pazartesi

güvensizlik ve haşlanmış yumurta

bize verilmeyen bazı hayat dersleri, hayatımızdan çok fazla şey götürür. 
bazen paradır bu, bazen saçımızın orijinal rengi bezen de yıllarımız. 
peki neden ayağımıza vuran bir ayakkabıya bile lanet ederken aklımıza gelenler
bu kaybettiklerimizdir?

elbette fazla güven ve güvenilir insanı ayırt edememe sorunundan dolayı. 

peki kimlere güven duymamak bize kahvaltıda fazla haşlanmış bir yumurtayı bile huzurla yeme lüksünü sağlar?

35 yaşındayım, ailemle yaşıyorum. 
biri size bunu söylediği an oradan çekip gidin. 
bir saniye bile durmayın ve fazladan tek bir soru dahi sormayın. 
sorunuz "en yakın eczane nerede, biliyor musunuz?" bile olsa. 
çünkü o kişi hayatında elektrik faturası bile yatırmamış olabilir ve size eczanenin yolunu yanlış tarif edecektir. üstelik bunu yaparken kötü niyetli bile değildir.


28 yaşındayım, evimde 4 kediyle yaşıyorum.
size bu bilgiyi veren kişiye en fazla siz tatildeyken çiçeklerinizi sulaması için güvenebilirsiniz. 
fakat bu kişilere size gelen kargoyu teslim alması gibi basit görünen bir konuda dahi güven duymak abesle iştigal etmek olacaktır. 
kaldı ki iştigal edecek çok daha iyi yerler vardır ve kedilerin size gelen kargoyu parçalamayacağını düşünmek safdillik olur. 

sokaktan havlayarak geçen ve dört ayağı üstünde yürüyen kişiler. 
böyle birini gördüğünüzde ona temkinli yaklaşmalı ve onunla fazla vakit geçirmemelisiniz. 
çünkü onun bir köpek olma ihtimali vardır ve köpeklerin güçlü dişleri -eğer kuduz mikrobu taşıyorsa- oldukça tehlikeli olur. üstelik sizi durmadan yalarsa soğuk havalarda ıslanarak üşümenize sebep olabilir. üşüyünce hastaneye gitmek size çok fazla para kaybettirir ve elbette kuduz aşısı oldukça can acıtıcıdır. 

her sabah saat 5'te kalkıyor ve 3 kilometre koşuyorum.
bunu yapan kişiler ya düpedüz yalancı ya da zamanla ilgili problemi olan kişilerdir. 
çünkü bir insanın saat 5'te uyanıp yalnızca 3 kilometre koşması -yalan söylemiyorsa- uyuşukluk ve zaman kaybetmekten başka bir şey değildir. onlara herhangi bir konuda güven duymanız sizin de zamanınızı çalmalarına sebep olabilir. 3 kilometrelik koşularının bu kadar uzun sürmesinden de anlayacağınız gibi bu kişiler zamanlarını daha ziyade başkalarının zamanını çalmak için harcarlar ve çaldıkları zamanlarla oldukça uzun süre yaşarlar. hiçbirinin erken öldüğünü gördüğünüz oldu mu? 

100 kiloyum ve bunda tuhaf bir şey görmüyorum.
halk arasında takıntı olarak bilinen obsesif kompulsif bozukluk oldukça zorlayıcı bir hastalıktır ve bazılarında garip şekillerde ortaya çıkar. 100 kilo bir insanın bu hastalığın pençesinde olması şüphe götürmez bir gerçektir. aksi halde 101 veya 99 kilo olmaktan asla çekinmezdi. o ise kilosu konusunda bile düzene sadık kalan biri olmayı seçerek bize ne kadar tehlikeli bir obsesif olduğunu kanıtlar. ve bu insanlar evinizdeki tabloları devamlı düzelterek tablonun duvara sürterek çıkardığı iz yüzünden depozitonuzu kaybetmenize sebep olabilir. üstelik sürekli ellerini yıkarlar ve suyu oldukça fazla harcarlar. bazılarıysa ellerini çamaşır suyuyla yıkar. işte bu en tehlikelisidir ve tuvaleti temizlemeniz gerektiğinde bir damla bile çamaşır suyu bulamazsınız. 

eğer bu türlü insanlarla aranıza bir çizgi çeker ve onlara güven duymazsanız çok daha huzurlu ve insanlık için iyi işler yapan biri haline gelirsiniz. 
günümüzde huzur, hiçbir para biriminin satın alamayacağı kadar değerlidir ve onu maldivler'de bile bulmak oldukça zordur. turuncu kıyafetler giyerek hindistan'ın baharat kokan tapınaklarında huzur arayanlarsa, sadece zamanını boşa harcayanlardır. 







cinnet geçirmeye ne kadar yakınsınız?

şimdi sizinle çok basit bir test yapacağız. 
cinnet geçirmeye ne kadar yakınsınız testi. 

soru bir. 
birilerini kesip doğrama fikri size ne kadar yakın geliyor?

a) 10 dakikada bir geçen otobüs kadar. 

b) güney yarım küredeki bir sahil kasabasında yaşayan 10 yaşındaki çocuğun erişemediği kurabiye kutusu kadar. 

c) tuvalet kadar (tuvalete çok yakınsanız)


soru iki. 
gün içinde ne kadar dırlanıyor ve şikayet ediyorsunuz?

a) nefes aldığım kadar. 

b) öğle tatilleri ve sigara molalarında.

c) hiç. 


soru üç. 
sizce hangisi bir silah değildir?

a) ekmek bıçağı

b) kalem

c) hepsi silahtır


soru dört. 
gazeteyi aldığınızda ilk olarak hangi sayfasını okursunuz?

a) ilk sayfa ve arka sayfayı okurum. sayfaları çevirmek çok zor olduğu için içini açmam.

b) magazin ve spor sayfası.

c) 3. sayfa


sonuçlar:

a'lar çoğunluktaysa
gizli bir canisiniz. 
fakat o kadar gizli ki kendiniz bile unutmuşsunuz. 
rahat olabilirsiniz. kolay kolay cinnet geçirme ihtimaliniz her insan kadar. 

b'ler çoğunluktaysa 
kendinizi insancıl göstermeye çalışıyorsunuz ama içinizde gerçek bir katil var. 
düpedüz iğrenç bir insansınız. umarım bir an önce hapiste çürürsünüz. 

c'ler çoğunluktaysa
çok akıllı olduğunuz söylenemez. çok sinirlisiniz ama siniriniz gelip geçici olduğu için dikkatinizi toplayıp cinnet geçirmeniz neredeyse imkansız. kendinizi cani biri gibi göstermeye çalışmaktan bir an evvel vazgeçin. hapse girseniz kalp krizinden ölme süreniz yalnız 10 saniye.

10
9
8
7
6
5
4
3
2
1...












5 Ağustos 2014 Salı

Turkuaz

Bir gün Turkuaz yine ağlıyordu. Yine ağlıyordu diyorum çünkü Turkuaz genelde ağlıyordu. 
Yine ağladığı günlerden birinde, o kadar çok ağladı ki gözleri düştü. Böylece gözlerinin yerinde büyük, hatta kocaman iki boşluk oluştu. Turkuaz neye benzediğini görmek için aynaya baktı ama kendini aynada göremedi. İlk önce vampir olduğunu düşündü ama üç buçuk saatlik düşünce sürecinin ertesinde sebebini çözdü. Kendini aynada göremiyordu çünkü artık gözleri yoktu.

Turkuaz, düşen gözlerini alıp bir kavonaza hatıra olarak koydu.
Ara sıra bakar, o günü hatırlarım diye düşündü.
Sonra gözleri olmadan göremeyeceğini ikinci kez hatırladı. 

Artık en sevdiği diziyi de izleyemeyecekti. 
Ve hayatının aşkının gözlerinin içine de bakamayacaktı. 
Turkuaz'ın hayatının aşkı, en çok sevdiği dizideki Mert isimli yakışıklı ve güzel gülen çocuktu. 
Onu bu kadar çok ağlatan da oydu. 
Çünkü magazin haberlerinde görmüştü, Mert'in sevgilisi vardı ve ani bir kararla evleniyordu. 

Turkuaz, Mert'i ve kaybettiği gözlerini unutmaya karar verdi. 
Bu ikisi de çok zor şeylerdi. 
Bir zamanlar yerinde olan gözleriyle görüp hafızasına kazığı Mert,
bir saniye olsun gitmiyordu gözünün önünden.
Sonuçta gözleri yoksa da gözünün önü duruyordu. 

Mert de tam orada duruyordu. 
Bu unutulacak iki şey arasındaki organik bağ, Turkuaz'ı depresyondan intihar girişimine,
oradan hastaneye, oradan da psikiyatriste sürükledi. 
Turkuaz epey sürüklenmiş olmanın yorgunluğuyla koltukta uyuyup kaldı. 
İlk seans parası böylece uçup gitti. 
İkinci seansta gözünü kırpmadan oturdu. 
Zaten çok da zor olmamıştı. Çünkü kırpması gereken gözleri yoktu. 
"Gözlerim olmadığı için durmadan karanlığı görmek uykumu getiriyor." diye başladı anlatmaya Turkuaz ve "Unutmak istiyorum." diye bitirdi. 
Doktor ona, kaybettiklerinin yerine başka şeyler koymayı tavsiye etti. 
Böylece Turkuaz, kaybettiği gözlerinin yerine iki tane mum koydu.
Onu gören arkadaşları bu haliyle epey korkunç olduğunu çekinmeden söylediler. 
Ya da Turkuaz öyle sandı. Çünkü aslında yüzleri kızarmıştı. 
Turkuaz görmemişti.

İşte ikinci intihar girişimi de bu olaydan sonra gerçekleşti. 

Doktoru, Turkuaz'a ani intihar girişimlerinden önce kendisine haber vermesini, hayatta bu kadar hızlı karar almanın iyi bir şey olmadığını ve tedavi ücreti için verdiği çekin karşılıksız çıktığını söyledi. 
Turkuaz, kendisine bir şey olsa da ücretin sigorta şirketi tarafından her koşulda ödeneceğini söyledi. 
Bunu duyan doktor rahatladı ve uzun uzun durumunun ne kadar sıkışık olduğunu, eski karısına ödediği nafakanın fena halde belini büktüğünü, küçük oğlunun kolej masrafları yüzünden metresine istediği tek taşı bile alamadığını, lütfen onu anlamasını ve kusuruna bakmamasını gözyaşları içinde anlattı. Turkuaz onu anladığını ama fazla ağlamanın zararlı olduğunu söyleyerek oradan ayrıldı. Yarım saat sonra geri dönüp hafızasını sildirme kararı aldığını söyledi. Böylece küçükken havale geçirip kör kaldığına inanacak ve Mert'i de o şanssız olayı da unutacaktı. 

Dediği gibi de oldu. Turkuaz her şeyi unuttu. Geriye anlatacak hiçbir şey kalmamıştı ki Turkuaz, braille alfabesiyle yazılmış bir mektup aldı. Mert'ten geliyordu mektup. Kendisinden haberdar olduğunu, durum için çok üzüldüğünü, eğer bugün prime time'da yayınlanacak şov programına bağlanırsa milyonlar önünde üzüntüsünü dile getireceğini ve aşağıda yazanın menajerinin telefon numarası olduğunu yazmıştı. Turkuaz her şeyi ilk günkü gibi hatırladı yeniden. Mektubu katlayıp el yordamıyla zarfın içine koyarken "Bu doktorlar da ne beceriksiz adamlar" diye düşündü "onca sene okuyup doktor oluyorlar, bir hafızayı silemiyorlar." 

5 Mayıs 2014 Pazartesi

yer ve zaman uyumsuzluğu

Matthew Nomina'nın en fazla kendi kadar ünlü kitabı "Ay Işığından Süzülen Gözyaşları" hakkında bir sohbette, neden bu sohbette olduğunu bilmeyen adama kitapla ilgili sıkıcı sorular yöneltilince "Aslında..." dedi adam, "...okumadım ben o kitabı." İçlerinden biri çok üzüldü "Ağır bi kitap aslında, haklısın ama ilk 300 sayfadan sonrası epey akıcı." Adam derin bir nefes aldı ve hızla oradan uzaklaşıp olmaması gereken başka bir yere kaçtı. Bu adam hep böyleydi, tamamen yanlışlıkla ama istisnasız olmaması gereken yerlerde ve zamanlarda yaşadı hayatını. Sonra genç yaşta öldü zaten. Otopsi raporuna ölüm sebebi böyle yazıldı: yer ve zaman uyumsuzluğu.




9 Mart 2014 Pazar

seneye de giysincilik

Geçenlerde kardeşime ayakkabı almak için bir mağazaya girdim. Önce teyit etmek için annemi aradım ve "36 numara değil mi bu çocuğun ayağı?" diye sordum. "Evet." dedi annem. Telefonu kapatıp, mağaza çalışanına döndüm; 37 numarasını alabilir miyim? 
Neden yaptım bunu?
Çünkü seneye de giysin. 

Bu annelere yaraşır tavrımı kendi kendime takdir ederek, parayı ödedim ve paketi alıp, çıktım. 

Çok mutluyum! 
Yaşasın ilerleyen yaşla ortaya çıkan östrojen etkileri!

6 Mart 2014 Perşembe

Sorular ve Cevaplar

Soru: İnsanlar neden topluluk olarak yaşamaktadır?



Not: Sınav yalnız tek sorudan oluşmaktadır. İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz. Süreniz 45 dakikadır. 
Prof. Dr. Temel İçgüdü





Cevap:

Aslında insanlar ayrı ayrı takılıyordu ama nevresimi nasıl taksınlardı?
Uzunca bir düşünce sürecinin ertesinde oportünist 
bir yaklaşımla birlikte yaşamaya karar verdiler. 
Bir kadın, bir erkek olarak ikililer oluştu.
Bunlar çoğalmaya başladı. 
Daha sonra "ev" adı verilen mekanlardaki 
nüfus da böylelikle artmış oldu.
Yani özetle insanların topluluk olarak yaşamasının 
temelinde yorgana nevresimin tek bir kişi 
tarafından takılamıyor olması yatmaktadır.