bazen paradır bu, bazen saçımızın orijinal rengi bezen de yıllarımız.
peki neden ayağımıza vuran bir ayakkabıya bile lanet ederken aklımıza gelenler
bu kaybettiklerimizdir?
bu kaybettiklerimizdir?
elbette fazla güven ve güvenilir insanı ayırt edememe sorunundan dolayı.
peki kimlere güven duymamak bize kahvaltıda fazla haşlanmış bir yumurtayı bile huzurla yeme lüksünü sağlar?
35 yaşındayım, ailemle yaşıyorum.
biri size bunu söylediği an oradan çekip gidin.
bir saniye bile durmayın ve fazladan tek bir soru dahi sormayın.
sorunuz "en yakın eczane nerede, biliyor musunuz?" bile olsa.
çünkü o kişi hayatında elektrik faturası bile yatırmamış olabilir ve size eczanenin yolunu yanlış tarif edecektir. üstelik bunu yaparken kötü niyetli bile değildir.
28 yaşındayım, evimde 4 kediyle yaşıyorum.
size bu bilgiyi veren kişiye en fazla siz tatildeyken çiçeklerinizi sulaması için güvenebilirsiniz.
fakat bu kişilere size gelen kargoyu teslim alması gibi basit görünen bir konuda dahi güven duymak abesle iştigal etmek olacaktır.
kaldı ki iştigal edecek çok daha iyi yerler vardır ve kedilerin size gelen kargoyu parçalamayacağını düşünmek safdillik olur.
sokaktan havlayarak geçen ve dört ayağı üstünde yürüyen kişiler.
böyle birini gördüğünüzde ona temkinli yaklaşmalı ve onunla fazla vakit geçirmemelisiniz.
çünkü onun bir köpek olma ihtimali vardır ve köpeklerin güçlü dişleri -eğer kuduz mikrobu taşıyorsa- oldukça tehlikeli olur. üstelik sizi durmadan yalarsa soğuk havalarda ıslanarak üşümenize sebep olabilir. üşüyünce hastaneye gitmek size çok fazla para kaybettirir ve elbette kuduz aşısı oldukça can acıtıcıdır.
her sabah saat 5'te kalkıyor ve 3 kilometre koşuyorum.
bunu yapan kişiler ya düpedüz yalancı ya da zamanla ilgili problemi olan kişilerdir.
çünkü bir insanın saat 5'te uyanıp yalnızca 3 kilometre koşması -yalan söylemiyorsa- uyuşukluk ve zaman kaybetmekten başka bir şey değildir. onlara herhangi bir konuda güven duymanız sizin de zamanınızı çalmalarına sebep olabilir. 3 kilometrelik koşularının bu kadar uzun sürmesinden de anlayacağınız gibi bu kişiler zamanlarını daha ziyade başkalarının zamanını çalmak için harcarlar ve çaldıkları zamanlarla oldukça uzun süre yaşarlar. hiçbirinin erken öldüğünü gördüğünüz oldu mu?
100 kiloyum ve bunda tuhaf bir şey görmüyorum.
halk arasında takıntı olarak bilinen obsesif kompulsif bozukluk oldukça zorlayıcı bir hastalıktır ve bazılarında garip şekillerde ortaya çıkar. 100 kilo bir insanın bu hastalığın pençesinde olması şüphe götürmez bir gerçektir. aksi halde 101 veya 99 kilo olmaktan asla çekinmezdi. o ise kilosu konusunda bile düzene sadık kalan biri olmayı seçerek bize ne kadar tehlikeli bir obsesif olduğunu kanıtlar. ve bu insanlar evinizdeki tabloları devamlı düzelterek tablonun duvara sürterek çıkardığı iz yüzünden depozitonuzu kaybetmenize sebep olabilir. üstelik sürekli ellerini yıkarlar ve suyu oldukça fazla harcarlar. bazılarıysa ellerini çamaşır suyuyla yıkar. işte bu en tehlikelisidir ve tuvaleti temizlemeniz gerektiğinde bir damla bile çamaşır suyu bulamazsınız.
eğer bu türlü insanlarla aranıza bir çizgi çeker ve onlara güven duymazsanız çok daha huzurlu ve insanlık için iyi işler yapan biri haline gelirsiniz.
günümüzde huzur, hiçbir para biriminin satın alamayacağı kadar değerlidir ve onu maldivler'de bile bulmak oldukça zordur. turuncu kıyafetler giyerek hindistan'ın baharat kokan tapınaklarında huzur arayanlarsa, sadece zamanını boşa harcayanlardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder