8 Mayıs 2017 Pazartesi

kendini haddinden fazla önemseyenler derneği ve cia, fbi, nypd filan

Ben Ankara Üniversitesi'nde okudum. İletişim Fakültesi, eski adıyla Basın Yayın Yüksek Okulu, Mülkiye'den kopup var olmuş, son derece komünist, sosyalist, feminist ve sonu ist'le biten birçok niteliğe sahip bir okuldu. Öğrenciler de bir o kadar komünist, sosyalist, feministti. Kimseye zararı dokunmayan çok insanın başına deli deli, üzücü hatta kahredici işler geldi. Sonra zaten her şey kopup gitti. Faşist haller önü alınamaz bir hal aldı. Okulda tanıdığım hiçbir öğrencinin kalmamasıyla eş zamanlı bir hızda, okulda tanıdığım hiçbir hoca da kalmadı neredeyse.

O dönem dava peşinde koşan çok tanıdığım, polis tarafından takip edilirdi. Sivil polisti bunlar tabii. Takip edilenler gerçekçi bir paranoyayla yolda yürürken arkalarına bakar, telefonla her kelimeyi seçe seçe konuşurdu. Elbet Türkün polisi, öyle karizmatik, röntgen camlı siyah minibüslerle beklemezdi köşe başlarında. Aslında lanet olasıca federallerden şehirler, eyaletler, kıtalar ve okyanuslar boyu uzaktaydılar her anlamda. Türkiye'deki toplam sekiz, sayıyla (8) tane filan olan sosyaliste karşı, karşı konulamaz birer önlemdi onlar.

Sonra hatta önce ve sonra yine, bu paranoya IKEA Lack sehpa kadar yaygın oldu. Her SES grubundan insanın evine rahatlıkla girdi, çıkmadı. Kameralara bantlar yapıştı, onlar da çıkmadı.
Bu olayın en büyük tetikçisi olan fotoğrafı hatırlayalım.


-Flash TV telifli kırmızı yuvarlaklarla görseli şenlendiren kişiye özel teşekkür-


Zuckerberg'in kamerasına yapıştırılmış o masum, küçük seloteyp herkeste bir "bu adam bunu yapıyorsa CIA, FBI filan hep bizi izliyor demektir" düşüncesi hakim oldu.

Bu düşünce akımına dahil olmayışımın sebebi, hayatımın gidişatını izlemekle yetiniyor oluşumla aynıydı: kendimin önemli bir bok olduğunu düşünmemem. Neydi ki endişesi bu insanların? Neden izlenmeye değer, devletlere korku salacak işler peşinde koşan kişiler gibi görmüşlerdi kendilerini?
hdfilmcehennemi'nden film izlerken pijamalarının yırtığından mahrem yerlerinin görünmesi mi korkutuyordu onları? Yoksa feyste felan takılırken burunlarını karıştırıyorlardı da CIA'ye ayıp olmasın diye kamerayı mı bantlamışlardı?

Birileri, birileri dediğim lanet olasıca federaller, evlerini basıp "hey dostum sen az önce o filmi izlerken dişinde kalan maydanozu elinle mi çıkardın?" diyecek ve kelepçe takarken konuşmama hakkına sahip olduklarını mı ekleyeceklerdi yani? Yoksa günümüzün en tatlı hastalıklarından biri olan kendini haddinden fazla önemseme hastalığının farklı vücutlarda farklı formlarda hayat buluşu muydu bu durum? Cevap veriyorum; B.

Instagram'ın havalı, Facebook'un yaşlı ve olgun, Twitter'ın entelektüel ve siyasi yapısı içinde ün yapmış kişiler kadar "takibe takip"çiler "ne kadar arkadaş o kadar like"çılar da ünlü hayatı yaşıyor ne hoş ki. Ne de çılgın herkes bugün yine. Köpeğini alıp saat 6'da koşuya çıkanlar mı dersin, acayip ünlü simalarla yemeğe çıkanlar mı dersin, sevgilisiyle çok büyük ve görülmemiş aşk yaşayanlar mı dersin, yoksa dakka başı çıktığı yurt dışı tatillerinde çılgın partilere katılanlar mı dersin? Söyle canım ne dersin?

Şöyle sormak gerek belki: ne densin istiyoruz? Deli? Çok kafa? Gamsız feat vicdansız? Aklına eseni estiği gibi yapan aşırı süper kişilik sahibi? Hepsi olur. Ne dense doğru olur. Evet çünkü deli oluşumuz çok doğru. Düşününce ya da düşünmeyi bırakıp sağıma soluma bakınca "deli" denmeyecek tek bir akıllı göremiyor oluşumla rasyonalize edebiliyorum bunu. Deneyin siz de edeceksiniz ve farkı göreceksiniz. Fark, sandığımız değil, yüzümüze söylense kabul edemeyeceğimiz bir delilik türüne sahip oluşumuzda. Çok zaman patolojik zaman zaman manik vakalar oluşumuzda. Ayan beyan gerçekliğimizi göremiyor oluşumuzda. Çılgın olduğumuzu sanırken sabah 9 akşam 6 (bazen çok daha geç saatlere kadar) çalışıyor oluşumuzda ve daha birçok yerde.


Bir dahaki yazıda görüşmek üzere.

Bir dahaki yazı: sinemanın suçlu yaratma örgütlenmesi: sırf geç saatlerde ortalıkta dolanıyor diye apartman görevlisinin seri katil olduğunu düşünmeye teşne oluşum. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder