Kral Gordios ölmüştü. Tüm Frig halkı öyle üzülmüş öyle
ağlamıştı ki gözyaşlarıyla ülkenin 2 günlük su ihtiyacı karşılanabilirdi.
İnsanlar ne yapacaklarını şaşırmış, bazısı delirmiş, bazısı ise daha fazla dayanamayıp
intihar etmişti. Çünkü kralın yerine geçecek bir başkası yoktu. Çapulcular kral
olmak için savaştıkça ülkenin nüfusu hızla azalıyordu. Kan gövdeyi götürmek
üzereydi ki ülkenin ileri gelenleri ve kâhinler bir araya gelip, ne yapacakları
konusunda bir karar almaya karar verdiler. Tam da şehrin girişinde durmuş,
kendilerine birer tabure çekmiş düşünüyorlardı. İleri gelenler, kâhinlere bel
bağlamışlardı, etraf kahve fincanlarından, tarot kartlarından geçilmiyordu.
Kâhinlerden biri vardı ki ne konuşuyor ne de yüzünü gösteriyordu. Fakat ortalık
öyle bir curcunaydı ki kimse onun bu gizemli halini fark etmiyordu. İşler hiç
de istediği gibi gitmiyordu oysa gizemli kâhinin ne planları vardı! Tüm
şeytanlar gibi…
Lucifer, son vukuatından sonra bir süre gizlenmek için
geldiği Frigya'da kâhin kılığında dolaşıyordu. Bir süre sessizliğini koruma
planları, Gordios’un ölümüyle yatmıştı çünkü Lucifer’in bir şeytan olarak
şeytanlığına “dur” diyebilmesi, bir meleğin bir insana şeytanlık yapması kadar
imkânsızdı. Hele ki şeytanın oğlu Lucifer için…
İleri gelenler ve kâhinler kocaman ve içinden çıkılmaz
bir tartışmaya girdiklerinde, ortalıkta hengâme ve laga lugadan başka hiçbir
şey olmadığı anda, insanlar birbirlerinin kafasına şarap çanakları fırlatmaya
başladıklarında Lucifer, tüm ihtişamıyla kalktı yerinden ve gür sesiyle
bağırdı:
“Susun! Ne bir şeyi çözüyor laflarınız, ne akan kanı
durduruyor. Ne de geri getirebiliyor şurada boylu boyunca yatan Yüce Kral
Gordios’u! Sözüm şudur ki şehrin kapısından arabasıyla ilk giren ülkenin kralı
olacaktır. O adam ki tuttuğunu altın eder.”
Lucifer’in sözleri karşısında herkes gözlerini şehrin kapısına dikti ve engebeli yoldan içeri bir at arabası girdi…
Gerçek adı nedir kimse bilmez ama bilinen adıyla Midas,
Telmesos’tan bu yana at arabasıyla günlerce yol almıştı ve bir hayli yorgundu.
Çirkin kulakları ve tipsizliği nedeniyle ne yaşlı annesi ne orman işçisi babası onu severdi. Midas, kulaklarından öyle utanırdı ki kafasına her daim bir serpuş takarak gezerdi. Çirkinliğini gizleyerek biraz olsun anne ve babasından sevgi görmeyi umsa da umduğunu bulamamıştı hiçbir zaman. Onlar Midas’a her zaman kötü davranırlar ve onu köle gibi kullanırlardı.
Oysa o kadar iyi bir kalbi ve o çirkin kafasının içinde, anne ve babasının göremediği öyle iyi çalışan bir beyni vardı ki…
Ama ne kadar zeki olsa da Midas çok saftı. Ve Lucifer
bunu bilmekteydi. Tıpkı Kral Yolu’ndan geçip, Gordion’un kapısından ilk girecek
olan kişinin Midas olduğunu bildiği gibi.
Midas,
Gordion’dan içeri girdiği an Lucifer arabayı durdurdu ve Midas’a elini uzatarak
onu aşağı indirirken dokunduğunu altına çevirme yeteneğini de verdi. Üstelik bu
yeteneği sadece dilediği zamanlarda kullanabilecek böylece yediği içtiği
altın olmayacaktı.
Lucifer mikrofonik sesiyle bağırdı;
Lucifer mikrofonik sesiyle bağırdı;
“İşte Kralınız Midas! Önünde eğilin ve saygı duyun ona
şimdi. Şehrimizin bereketi ve refahımız O’ndandır bundan kelli!”
Midas şaşkındı, olan bitene anlam veremiyordu. Anne ve babası “Ahhh oğlumuz! Biliyorduk, bir gün kral olacağını biliyorduk!” diyerek oğullarına sarıldılar.
Lucifer’in kehanetinde bulunamadığı ve ona inanmadığı
için kıskançlık krizine giren kâhinlerden biri çıktı ve bağırdı:
“Tüm sefilliğiyle girip kapıdan, üstelik hiç de
utanmayan kafasındaki rezil serpuştan, aptal aptal bize bakan bu adam mı Midas?
O mu kralımız? O mu yönetecek Yüce Gordios’tan sonra bu asil ülkeyi? Söyleyin
ey azizler! Gordios’un kemikleri hiç mi sızlamaz? Peki ya sizin kalbiniz? Bu kâhin
kim oluyor da bu sefil adamı kral ilan ediyor?”
Galeyana gelmeye son derece hevesli olan topluluktan
sesler yükselmeye başladı. Yükselen seslerin tüm şiddetine rağmen aralarından
tiz olan biri, parlamayı başardı:
"Kehanetini göstersin de inanalım o zaman!"
Lucifer, yeri asasıyla yardı. Bir ateş topunun içinde, dünyanın taa merkezinden bir taç çıkardı. Demir olan taç soğuyunca Midas’tan ona dokunmasını istedi. Midas, taca dokundu ve taç altına dönüştü. Artık kral Midas’tı. Midas, Kral Midas’tı. Kıskanç kâhin şehirden sürüldü ve sevinçle galeyana gelen halk, geceler boyu yeni krallarının gelişini kutladı.
En çok da Lucifer eğlendi. Üstelik onun için eğlence
daha yeni başlıyordu. Daha birçok iğrenç ve çirkin oyunlar oynayacaktı zavallı
ve eşek kulaklı Midas’ın üzerinde…
Lucifer, Midas’ın anne ve babasına gıcık oluyordu çünkü onlar da Midas’ı kullanıyorlardı. Oysaki Lucifer, ortaklardan hiç hoşlanmazdı. Bu yüzden onlardan kurtulması gerekiyordu.
Kötülük ve şeytanlık birbirine kardeş kadar benzer ama
ikiz değildirler ve onları ayıran bazı özellikler vardır. Bunlardan biri şudur;
şeytan, uzun vadeli plan yapar.
Midas ve anne babası bir gün ormanda geziyorlardı ve
Midas, anne babasının isteği üzerine ormandaki ağaçlara dokunup, onları altına
çeviriyordu. Anne babası bu mucizevî (?) olayın üzerine sevinç çığlıkları
atıyor “Işıl ışıl oldu valla ortalık, aferin sana Midas, ellerin dert görmesin!
Nasıl da muhteşem bir kral yetiştirdik!” diye oğullarıyla övünüyorlardı.
Aslında övünmüyorlardı, daha çok isteklerini yerine getirmeye devam etmesi için
Midas’ın gönlünü hoş tutup ona gaz veriyorlardı.
Lucifer, bu mutlu aile tablosunu görünce midesi bulandı
ve sinirinden ne yapacağını şaşırdı. Sonra uzakta otlayan boğaları gördü ve bir
takım lanetli sözcükler söyleyip, onları Midas’ın anne ve babasının üzerine
yolladı. Bugün köpeklere “tu kıs kıs!” diyerek kedilerin üzerine saldırtan tüm
aşağılık insanlar, Lucifer’in bu yöntemini kullanır.
Midas’ın anne ve babası, işte bu boğa saldırısında can
verdiler. Hem de Midas’ın gözlerinin önünde. Midas’ın sonuna kadar açılan
gözleri, üzüntüden dolup taştı. Dizlerinin üzerine çöktü, başını önüne eğdi,
kalpağı düştü başından. Eşek kulakları açığa çıkmış bir halde hüngür hüngür
ağlamaya başladı. Yıllar sonra hayali gerçek olmuş, anne babası onunla gurur
duyup ve ona iyi davranmışlardı ki ölüm ayırdı onları.
Lucifer, hızla koşup yanına geldi Midas’ın.
“Midas! Neyin var? Niçin ağlıyorsun öyle böğürerek? Yoksa kötü bir şey mi oldu? Aman Allahım! Bu kulaklar da ne? Eşek kulağı gibi! Yoksa bu yüzden mi ağlıyorsun? Konuşsana Midas!”
Midas, başını kaldırdı ve Lucifer’e kötü kötü baktı.
Öyle kötü baktı ki Lucifer o gözlerde tanrının lanetini görüp, kafasını
çevirdi.
“Niçin öyle bakıyorsun? Ben bir fenalık mı yaptım sana?”
Midas, anlamıştı olan biteni ve anne babasını öldürenin
Lucifer olduğunu. Ne kadar bilmese de Lucifer’in bir şeytan olduğunu.
Lucifer, Midas’a diş bilemeye başladı bu sefer.
Planlarının açığa çıkmasından da hiç hoşlanmazdı çünkü. Akşam Midas’ın huzuruna
çıktı ve “Sizi kıracak, üzecek bir şey mi yaptım? Niçin bana öyle baktınız
bugün? Kaybınız için çok ama çok üzgünüm. Anne ve babanızı öldüren o boğayı
aldım ve bir ahıra kilitledim. Dilediğiniz zaman emredin, şehrin meydanında
vuralım kafasını.” dedi.
Midas, yüzüne bile bakmadı Lucifer’in. “Bir süre seni görmesin gözüm, kaybol.” diyip, kovdu onu. Lucifer koşup, Midas’ın eteklerine sarıldı.
“Lütfen efendim! Beni uzaklaştırmayın kendinizden. Benden size nasıl bir kötülük gelebilir ki? Ben sizi bu ülkeye kral yaptım. Ne çabuk unuttunuz? Benden bu kadar çabuk mu vazgeçeceksiniz?”
Midas tek kelime etmeden onu alnından parmağıyla iterek,
kendinden uzaklaştırırken Lucifer, Midas’ın elini yakaladı ve gözlerine baktı.
Ona verdiği yeteneği bir lanete çevirmişti. Artık tuttuğu her şey altın
olacaktı.
Midas, o günden sonra birçok şeyi yapamaz oldu. En ufak
işi için bile birilerinden yardım alması gerekiyordu. Üstelik kimse eşek
kulaklarını görmesin diye kendi kestiği saç ve sakalları için bir berberden
yardım almak zorundaydı. Sağ kolunu çağırdı ve ona ülkenin en güvenilir ve ağzı
sıkı berberini bulup, getirmesini emretti. Berber Midas’ın huzuruna çıkmadan
önce ağzını açıp da tek kelime etmesi halinde olabilecekler hakkında birçok
uyarı almıştı. Tek kelime konuşmadan kesti Midas’ın saçını sakalını ve dışarı
çıktı.
Midas, bu lanetin ağırlığından günden güne sarsılıyordu
ama gidebileceği bir psikolog yoktu. O da ülkenin en iyi büyücü ve kâhinlerini
huzuruna çağırdı. Bu lanetten nasıl kurtulacağını sordu onlara. Hepsi bir
ağızdan konuşmaya başladılar. Konuşuyor, tartışıyor, tıpkı Gordios’un öldüğü
gün yaptıkları gibi hiçbir çözüm üretmeden laga luga yapıp duruyorlardı. Midas,
hepsiyle tek tek görüşmeye karar verdi. Huzuruna çıkan ilk kâhine bu lanetten
nasıl kurtulacağını sordu. Kâhin “Aaa Kralım! Yalnız bu lanet bozulmaz, çok
güçlü.” diyince elini kafasına koyduğu gibi kâhini altına çevirdi. Muhafızlar,
altına dönüşmüş bedeni kenara çektiler ve sıradaki kâhini Midas’ın huzuruna
davet ettiler. Gelen her kâhin, aynı şeyi söylüyor, Midas da onlara önceden
altına dönüşen kâhinleri gösterip, sonra da onları altına çeviriyordu.
Böylece yüzünde çeşitli şaşkınlık ve dehşet ifadeleri
bulunan sayısız altın heykele sahip oldu. Michelangelo bu heykelleri görseydi,
heykeltıraş olmayı hayal bile etmezdi.
Böylece ülkede ne bir büyücü ne bir kâhin kaldı. O gün
davet edilmeyenler de zaten bu olayı duyunca esnaf ve zanaatkârlık gibi yeni
meslekler edinip, hayatlarına sessiz sakin devam etmeyi tercih ettiler.
Midas, bu lanete bir çözüm bulamayınca kendini işine
verdi ve iyice hırslı bir kral olup, çıktı. Ülkesinin dört bir yanını kalelerle
sardı. İçişlerine ve yüzyıllarca kimsenin çözemediği vergi sorunlarına eşsiz
çözümler bularak, ülkesinin refah ve huzur düzeyini göklere çıkardı. İmrenilesi
bir ülke yarattı.
Bu arada berberiyle arasındaki sır, dedikoduyu seven
ülke vatandaşlarından biri olması sebebiyle berberde bir sorun haline geldi.
Birine Midas’ın eşek kulaklarından bahsetmek istiyordu ama çok önceden aldığı
tehditler aklına geldikçe tırsıyor ve susuyordu. Fakat bu taşıyamadığı sır da
kendisini yavaş yavaş öldürüyordu. Bir gece yalnız başına ormanda dolaşmaya
çıktı ve Lucifer’le karşılaştı. Lucifer’i hayatında ilk kez gören berber, biraz
tırsarak selam verdi. Lucifer, berbere bakıp “Hayrola bir derdin mi var? Niçin
bir başına gecenin bir körü ormanda dolanıyorsun?” diye sordu.
Berber “Var, evet. Bildiğim bir şey var ama kimseye
söyleyemiyorum. Delirmek üzereyim!”
Lucifer “öyleyse şu çukura söyle derdini de rahatla.”
dedi.
Berbere çok mantıklı görünmüştü bu çözüm. Hemen eğilip, çukura bağırdı.
"Midas’ın kulakları eşek kulaklarıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı!"
Lucifer’in şeytanlığını kullanarak açtığı çukurdan ses,
tüm ülkeye yayıldı ve defalarca yankılandı. Öyle ki bu gelenek Anadolu
köylerinde vefat haberlerinin birden fazla kez tekrarlanması şeklinde devam
edecekti.
Berber ne yapacağını şaşırdı. Lucifer, şeytani
kahkahalar atıyordu. Çünkü Lucifer bir şeytandı. Berber kaçtı ama Midas’ın
ülkesinde geldiğimiz günde FBI’da bile olmayan güvenlik güçleri vardı ve derhal
onu buldular.
Midas, geleneği olduğu gibi onu da şehrin meydanında bir
kulübeye hapsetti. Farz-ı misal, anne babasını öldüren boğa da buradaydı. Fakat
anne babasının asıl katili Lucifer, kayıplara karışmıştı.
Midas’ın sağ kolu, bir gün Midas çok karmaşık devlet
işleriyle uğraşmayı bitirip “Ne kadar da muhteşem ve zapt edilmesi imkânsız bir
şehir yarattım…” diye makamındaki camdan dışarı ellerini arkada bağlamış
şekilde bakarak gururlanırken, içeri girdi.
-Efendim, Lucifer’i bulmakta bize yardım edebilecek bir kâhin
var.
-Hayır, sağ kolum! Artık üfürükçülere, hacı hocalara
inanmıyorum. Benim için varsa yoksa müspet ilim bundan sonra!
-Ama efendim, bu çok başka, sahiden işinin erbabı. Hem
siz dokunduğunu altına çeviren halinizle müspet ilimlere mi inanıyorsunuz
allaşkınıza?
Gelin, bir de şunu deneyelim. Ne olacak? En fazla
gelecek nesillere bir tane daha altın insan heykeli bırakmış oluruz.
-Haklı olabilirsin. Eh iyi madem, gelsin bakalım…
-Tabii efendim, kapının önünde bekliyordu zaten. Hemen
huzurunuza çağırayım.
Sağ kol, Midas’a arkasını dönmeden, hafif öne eğilerek
saygıyla çekildi ve kapıda kâhinden komisyonunu alıp, çıktı.
Kâhin, henüz Midas hiçbir şey sormadan Lucifer’i
öldürmenin imkânsız olduğunu ancak bir başka bedene hapsederek ondan
kurtulmanın mümkün olduğunu ve bu büyü için çok sağlam bir bağlayıcı kullanılması
gerektiğini anlattı.
Midas, adamlarını saldı ve 10 gün içinde Lucifer
bulundu. Midas, atından indi ve Lucifer’in yanına giderek, onu affettiğini,
ülkeye dönüp, eski günlerdeki gibi mutlu mesut yaşayabileceğini söyledi.
Lucifer, eski eğlencesi Midas’a kavuştuğuna öyle sevindi
ki gözleri doldu. Midas’ın boynuna sarılıp, uzunca bir süre ağladı. Lucifer, o
zamanlar tecrübesiz ve küçük bir şeytandı. Kendi avı tarafından avlanmış, küçük
bir şeytan…
Midas, Lucifer’i atının terkisine attığı gibi Frigya sınırlarına
geri döndü ve Gordion meydanında hazır ve nazır bekleyen kâhinin önüne
Lucifer’i fırlattı.
Lucifer, oyuna geldiğini anladığında çok geçti çünkü
çoktan Midas’ın anne ve babasını öldüren boğanın bedenine hapsedilmişti.
Kâhin,
Midas’ın emri ve Gordion’un ihtişamlı kalelerine olan güveniyle büyüyü şehrin
yıkılmasına bağladı. Yani ancak şehir yıkılırsa büyü bozulacak, Lucifer de serbest
kalacaktı.
Midas, Lucifer boğanın bedenine hapsolunca kılıcını
çekti ve kâhinin gırtlağına dayanıp, bağırdı:
“Ülkemde tek bir büyücü istemiyorum! İşin bittiğine göre
sen de öleceksin kahin.”
Kahin öldürüleceğini anlayınca son büyüsünü yaptı ve
Frigya’yı lanetledi.
“Göreceksin Midas, bu ülke ve görkemli Gordion viran
olacak, bu büyü de bozulacak. Ve sen Midas, beni öldürdüğüne pişman olacaksın.”
Midas kılıcını vurdu ve kâhinin kafasını uçurdu.
Bundan sonraki yıllarda Frigya’da inanılmaz bir huzur
hâkim oldu. Yalnızca ufak tefek de olsa büyü denemeleri yapanlarla Midas’ın
eşek kulaklarının dedikodusunu yapan vatandaşlar idam ediliyordu, o kadar. Midas,
ülkesine bakıp, krallığıyla gurur duyuyordu.
Aynı anda Kimmerya’da bir arı baskını oluyor ve arıdan
çok korkan Kimmerler, bugünkü İran’dan Frigya’ya dek arılardan kaçarken tozu
dumana, Anadolu insanlarını önlerine katarak çoğalıyor ve hızla geliyorlardı.
Frigya’ya girdiklerinde peşlerinde tek bir arı kalmamasına rağmen hasbelkader
bir baskına başlamaları onları korkusuz birer savaşçı, Gordion’u viran bir
şehir, Midas’ı yitik bir kral yapıyordu.
Harap olmuş şehrinde avare dolaşan Midas, Gordion
meydanında hapsedildiği ahırdan kaçan boğa bedenine hapsedilmiş Lucifer’i gördü ve
boğazını kesti. Kanını içip, intihar edecekti ki Gordion’un yıkılmasıyla
serbest kalan Lucifer’in ruhu, bir Kimmer savaşçısının bedenine girdi. Lucifer,
zehirlenip, ölmeyi bekleyen Midas’ın kafasına sert bir cisimle vurarak onu
öldürdü.
Lucifer, Kimmerlerin Anadolu’da hakim olduğu yıllar
boyunca Midas’ın eşek kulaklarıyla ilgili hikayeler anlatarak Midas’ı rezil
etti ve bu hikayenin günümüze kadar ulaşmasını sağladı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder