Kısık gözleri ve sivri sarı saçlarıyla Ayşe Arman. Yanında Saba Tümer. Ayşe, Özgür Mumcu'yu stüdyoya getiriyor kolundan tutup. Biricik Uğur Mumcu'nun oğluşu Özgür diyor. Yanaklarını sıkıyor. Saba saçlarını karıştırıyor Özgür'ün. O sırada Özgür şimdiki yaşında ve ne olduğunu benim kadar anlamamış bakıyor kameraya doğru. Ben izliyorum. Televizyondan. Sanki bana soruyor. Cevap versem duyar belki. Rüya sonuçta ama verecek cevabı nereden bulayım.
Babanı çok özlüyor musun diye soruyor Ayşe Arman. Ağlayacak bilmesen. Sonra ne oluyorsa reklamdan sonra Saba kahkaha atınca ağzı öyle büyük açılıyor ki ilk defa farkediyoruz ya da sadece ben belki, ağzında dişlerinden oyulmuş koca bir şehir var. Rio de Janerio gibi diyorum. Halbuki hiç gitmedim. Neden benzetiyorum ki? Ayşe soruyor sonra Özgür'e,Rio de Janerio'yu İstanbul'a çok benzetirler Özgür. Sen de benzetiyor musun? Özgür şokunu atlatmış sanki. Ya da sanki her şey normal gibi yapınca uyanırım sanıyor belki. Bazen, diyor. "Bizde öyle karnavallar filan yok da tabii."
O sırada Uğur Dündar'la Ali Kırca giriyorlar stüdyoya. Uğur Dündar'ın ayaklarında galoş var. Saba kahkaha atıyor onları görünce. O kadar çok gülüyor ki sonunda sandalyeden arkaya doğru düşüyor. Bir daha görmüyoruz Saba'yı. Özgür izinlerini isteyip çıkıyor. Rio'ya uçağım var diyor.
Ali'yle Uğur stüdyoda bir şey arar gibi dolaşıyorlar. Ayşe onlara bakıyor. Yayındayız kaygısı yok hiçbirinin. Ali diyor ki "Burası benim eski stüdyomdu, çok uğurlu bir kalemim vardı, onu arıyorum." Uğur kalemin kendisinin olduğunu söylüyor. Ali'ye ödünç vermiş ama Ali kaleme çökmüş. Makyöz araya girip hepsinin makyajını tazeliyor. Ayşe bir dahaki programa ikisini de davet ediyor, kalemi bulup gerçek sahibini de halk oylamasıyla belirleyeceğine söz veriyor. Tamam diyorlar. Hidayet'i görünce ikisi de çıkıyor stüdyodan.
Ali Kırca ben sana küsüm diyor Hidayet'e. Sonra Hidayet ne diyorsa pek anlamıyor Ali. Öyle bakıyor. Kerem Tunçeri ve Faruk K'yı da davet ediyor Ayşe. Faruk K hemen şarkı söylemeye başlıyor. Fransızca. Bu sene Eurovision'a ben katılayım diyor ama stüdyo margarin gibi erimeye başlayınca Ayşe, Saba'yı arıyor gözleriyle.
Hidayet tavanı eliyle tutuyor düşmesin diye. Diğerleri acele etmeden çıkıyorlar. Program kapanıyor. Ekran boş kalmasın diye hemen Telatabis'i sokuyorlar yayına. Onların da veda vakti geliyor tabii bir noktada. Rüya önce ikiye sonra dörde sonra sekize derken 7 kat katlanıyor. 8. kat olmaz mı diye soruyor yayın yönetmeni. Pres makinesi geliyor, bir kat daha katlıyor. O zaman iyice küçülmüş oluyor. Adam cebine koyuyor katlanan yayını, eve gidiyor karanlıkta yürüyüp.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder