8 Ekim 2011 Cumartesi

Kalorifer Peteği Nasıl İcad Olundu?

Üşümek insani bir problemdir. Tabii buna bir problem demek ne kadar doğrudur bilinmez ama insanoğlunun başına türlü işler açmış olduğu kesin. Zaman zaman yakılan ateşlerden çıkan yangınlarla bize pahalıya mal olmuştur üşümek. Yaşadığımız bugünde artık kolorifer, bizi tüm bu dertlerden kurtarmış, sıcak yuvamızda güvenle ısınmamıza vesile olmuşutur. Peki, kim bu süpersonik icadın mucidi?

Bu kitapta birazdan ya da bi’ lavaboya gidip geldikten, kendinize bi’ çay alıp oturduktan sonra okuyacağınız şeyler, hiçbir araştırma yapılmadan yazılmış, tamamen uyduruk bilgilerdir. Hatta bilgi bile değildir. Bildiğiniz deli saçmasıdır. Sözü geçen kişiler, adı geçer mi bilmem ama kurumlar, mekânlar ve buna bağlı şeylerin tamamı hayal ürünüdür.

İşe samimiyetle başlamak mühimdir. Bu yüzden bu dakikadan itibaren, senli benli olalım.
İnan bana Orçun da senin benim gibi biriydi, hala öyledir. Ne bir eksik ne bir fazla, standart bir ailenin standart bir çocuğu. Hepimiz gibi yer, içer, zaman zaman tuvalete gider ve elbette ki üşürdü. Adamın teki ampülü icat etti, biri telefonu ve Orçun da kalorifer peteğini. İşte bizi ayıran nokta ve bu kitapta anlatacaklarımın özü bu.

Çocuklar yemek yemeyi ve banyo yapmayı sevmez. Bu yüzden anneleri onlara cicili bicili banyo oyuncakları alır, yemeklere sevimli şekiller verir, mesela yıldız şeklinde çörekler yapar, böylece yemek yemelerini sağlarlar.
Orçun’un annesi hiç de öyle bir kadın değildi. Yemeğin tadı yok dediğinde, sigarasının külünü üstüne serperdi. Orçun’u sallamaz, ona emek vermez, dövmek için bile kolunu kıpırdatmazdı. Orçun, annesinin dikkatini çekmek için bir gün kapının önündeki paspasın üstünde uyudu, başka bir gün ise balkon demirlerine tutunup, aşağı sarktı. Ama bu günlerin hiçbirinde annesi evde değildi. Bir başka günde de komşunun penceresini kırdı. Ama komşuları bir ay önce taşınmıştı ve ev boştu. Daha büyük bir çocuk olduğunda, canlı yayında kameranın önüne fırladı ve “Anneeeee ben buradayım!” dedi. Şansa bakın ki o gün tüm şehrin elektiriği kesikti.

Pekâlâ, bir mantık hatasına doğru gidiyorum, belki biraz fazla kaptırdım. Muhtemelen kalorifer peteği, televizyondan önce icad edilmişti.

 Evet evet her neyse, Orçun ne yaparsa yapsın annesi onu umursamıyordu. Orçun, orçundu tabii. İsa değildi ve bir babası vardı. Üstelik hayattaydı ve Orçun isminde bir oğlu olduğunu da biliyordu. Ama nedense Orçun’u bir türlü sevememişti, oğlu ona hep sevimsiz gelmişti.
Hatta bir kez onu evlatlık vermeyi bile düşünmüştü. Ama sonra prosedür onu çok üşendirdi ve vazgeçti. Hem zaten ona bakmadıkları halde çocuk büyüyordu. Orçun 3 yaşına geldiğinde babası, başka bir kadına aşık oldu ve Viyana’ya yerleşti. Sonra da ne aradı ne de sordu. Orçun bunu fark etmedi bile.

Onun hayattaki tek gayesi, kendisini annesine fark ettirebilmekti. Bunun için Çin seddini yeniden icad edebilir, Taç Mahal’i yıkıp, yerine daha efsanevi bir yapı inşa edebilirdi. Ama bunları neden yapsındı ki? Çok saçmaydı tüm bunlar. Aklına neden ve nerden gelmişti? Yoksa kahveye fazla kanyak kattığı için saçmalamaya mı başlamıştı? Muhtemelen nedeni bu değildi çünkü Orçun kahve sevmezdi. Orçun böyle düşüne dursun, zaman durur mu hiç? Yıllar yıllar geçti ve Orçun, 20 yaşında koca bir delikanlı oldu. Zorunlu görevini yerine getirmek için devlete teslim oldu. Ne oldu nasıl oldu bilinmez, Küçük Asker Orçun’a bir mektup geldi annesinden. Şöyle yazıyordu;

“Orçun, çok üşüyorum. Askerliğini çabuk bitir de gel şu sobayı yak. Annen”

Orçun mektubu okudu ve gözleri doldu. Bununla da kalmayıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. Öyle ağladı öyle ağladı ki komutan gelip “Neden ağlıyorsun asker?” diye sordu.
Orçun cevap bile veremiyordu. Bu ağlama öyle uzun sürdü ki kışladaki hamile kedi yavruladı, mevsim değişti ve çiçekler açtı, havalar ısındı ve insanlar terlemeye başladı, Orçun’un teskeresi bile geldi. Orçun, teskeresini görünce ağlamayı kesti ve koşarak evin yolunu tuttu, sonra koşarak gidemeyeceğini anladı ve otobüse bindi.

Orçun eve geldiğinde annesi uyuyordu. Önce sessizce “anne, anne” dedi. Ses yoktu. Sesini biraz daha yükselterek “anneeeee” dedi, yine ses yoktu. Sonra düşündü “Lan aylardır askerdeyim…”
Evet, aslında muhtemelen söze “lan” diye başlamadı çünkü kendisi gayet terbiyeli bir çocuktu. Şöyle dedi “Aylardır askerim anasını satiyim…” Yo yo böyle de değil, şöyle “ bir hayli uzun zamandır vatani görevimi yapıyordum, beni pek de bir tarafına sallamayan annem…” İşte bu hiç değil!
Pekâlâ, şunun gibi “ annemi uyandırmalıyım zira aylardır askerdeydim ve kendisi bana hemen gelmemi söyledi.” Evet evet aynen böyle. Ve annesini uyandırdı. Annesi uyandı ve Orçun’un yüzüne baktı… Sadece baktı ve sonra da uyumaya devam etti.

Orçun yine hayal kırıklığına uğramıştı ama yılmaya niyeti yoktu. İçinde bulundukları yaz ayları boyunca çalışacak ve kışın annesini soğuktan korumak için bir şey yapacaktı.
Ancak bu şekilde ona kendini sevdirebilirdi. Bunu nasıl yapacağını düşünürken komşulardan biri Orçun’un geldiğini haber almış ve kapıyı çalmıştı. Şu meraklı ve kocaman kalçaları olan iğrenç teyzelerden biriydi. Elinde fırından yeni çıkmış, dilimlenmiş bir çörek gibi böyle ekmek gibi de aslında, nasıl tarif edeceğimi bilemediğim bir tür yiyecek vardı. Şu üstünde dumanları tüten süper lezzetli şeylerden.

Buda’nın nasıl aydınlandığını biliyor musun sen? Bir gün ağacın altında oturuyor hani, birden aydınlanıyor.
Aslında bu biraz kafasına elma düşen mucidin hikâyesi gibi ya. Evet evet kesinlikle. Çünkü Orçun, dilimli çöreği gördüğü an kalorifer peteğinin mantığını oturttu.
Annesini yalnızca bir sobayla ısıtamazdı. Evin her odasına küçük ısıtma aygıtları yapmalıydı. Bunlardan çok fazla bir sıcaklık çıkmamalıydı ki annesi yanmasın. İdeal bir sıcaklığı ancak böyle yakalayabilirdi. Annesi her an tatlı bir bahar gününde olduğu gibi rahat rahat dolaşabilmeliydi evde.
İşte tıpkı bıg bıg konuşan bu çirkin teyzenin elindeki çörek gibi dilim dilim olmalıydı ısıtıcı. Peki bu ısıtıcılara sıcaklığı nasıl gönderecekti? Üzerinde tüten duman ona, sıcak su fikrini verdi. Yakıtla suyu ısıtmalı sonra da borularla peteklere yollamalıydı.
Evet, işte nasıl yapacağını bulmuştu!
Annesi mutlu çok mutlu olacaktı. Kim bilir belki şarkı bile söylerdi. Belki Orçun’a sütlaç yapardı.
Orçun tam bir “sıcak yuva” hayaline kaptırmıştı kendini.

 Sonraki günlerde çok çalıştı ve uzun uzudıya çizimler yaptı. Öyle ki bu çizimlerde harcadığı kâğıtlar için bir ormanın yok olması gerekti. Yaklaşık 2000 kurşun kalemi bitirdi, bunların 100’e yakını kırılarak kullanılmaz hale geldi, geri kalanı ise dibine kadar bu çizimlerde kullanıldı. Tahmin edersiniz ki… Hoş nerden tahmin edesiniz yani, bendeki de laf!
Sonuçta Orçun çok da iyi bir çizer değildi. Bu yüzden epey zorlandı ama nihayetinde karmaşık bir takım işlemlerle kalorifer sistemini icad etmiş bulunuyordu. Arkadaşlarıyla bunu kutlamayı düşündü ama fark etti ki hiç arkadaşı yoktu. Bu tip teknik sorunlar nedeniyle bir kutlama gerçekleşmedi. Bu kısımları geçelim zira biraz üzücü. Özet geçmek gerekirse Orçun, asosyal olduğunu fark edip 3 aylık bir bunalım geçirdi. Sonra çıktı ve sanayiye gitti. Bir ustaya tüm bu çizimler doğrultusunda kalorifer sistemini yaptırdı ve eve döşetti. Tüm bunlar bittiğinde aylardan Ocak’tı. Orçun, kalorifer sistemini hayata geçirmiş ve patentini almıştı. Annesi Orçun’a baktı ve onunla gurur duyduğunu söyleyerek, oğluna sarıldı. Orçun, sevincinden 2 ay kadar ağladı. Mart ortasında “Genç Mucit Orkinos Ödülleri”nde “Son 10 Yılın En Yararlı İcadı” ödülüne layık görüldü. Sahneye çıktığında kendisine ödül veren kıza aşık oldu ve sahneden inmek yerine, kızın peşinden gitti.

O günden sonra bir daha da annesini arayıp sormadı. Annesi, Orçun’u bulmak için televizyon kanallarına çıktı, sağa sola ilan verdi ama nafile. Orçun çoktan Çiçek adındaki o kızın peşine takılıp, onunla Sydney’e gitmişti. Ülkesinden uzakta yaşadığı yıllarda kalorifer artık her yerde kullanılan bir sistem haline geldi. Doğal gazla birleşerek süper bir ikili oldular ve evleri ısıttılar.

Orçun’a ne mi oldu? İşte bunu ben de bilmiyorum. Bazıları Çiçek’le evlenip mutlu mesut bir hayat sürdü diyor. Bazıları ise babası gibi karısını ve çocuğunu terk edip, gittiğini söylüyor. Kimse bu konuda bir fikir birliğine sahip değil. Ben de değilim. Zaten size bu konuda bilgi vereceğime veya Orçun’un akıbetini anlatacağıma söz vermedim.
Bu yüzden lütfen birazdan kitabı kapatıp sakince masanın veya sert bir zeminin üzerine koyun. Çünkü hikaye burda sona eriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder